1. arama "buy american"
http://www.google.com/search?q=%22buy+american%22 Bulunan sayfa sayısı: 161.000
2. arama "yerli malı kullan"
http://www.google.com/search?q=%22yerli+mal%C4%B1+kullan%22&ie=utf-8&oe=utf-8 Bulunan sayfa sayısı: 362
Haydi dostlar hep birlikte, el ele, omuz omuza, gönül gönüle;
çocuklarımıza da öğreterek, kendi özgürlüğümüz için, el kapılarında dilenmemek için,
hiç vakit kaybetmeden...
Kendi sorumuzu kendimiz soralım.
Kendi görevlerimizi kendimiz belirleyelim.
Başkalarının belirlediği görevlere muhtaç kalmayalım !
Endülüs'ten kaçarak Ege'ye Manisa'ya yerleşen Sefarad kökenli Yahudi bir ailenin çocuğuydu Moris. 1855 yılında Manisa'da doğmuştu. Fakir bir ailenin çocuğuydu. 9 yaşında yakalandığı ve o yıllarda öldürücü bir hastalık olan kuşpalazından Şinasi adlı bir hekimin çabaları ile kurtulduğu için ailesi ismine Şinasi adını da eklemişti.
Genç Moris Şinasi, önceleri Yahudi mezarlığında bekçilik yapmış, ama okur-yazar olmadığı anlaşılınca işten çıkarılmıştı. Daha sonra bir tütün tüccarının yanına çalışmaya başlamıştı. Çalışkanlığı ile kısa sürede patronunun gözüne girmişti. 21 yaşında yanında çalıştığı tütün tüccarının İskenderiye kentindeki bürosunun başına geçti Moris Şinasi. Tütün ve sigara konusunda edindiği tecrübe ile kısa sürede tanınan bir tüccar oldu.
25 yaşında Amerika'ya göç eden Moris Şinasi, Manisa'dan getirttiği tütünleri Amerika'da pazarlayarak ticarete devam etti. İnce kıyılmış tütünden hazırlanan sarma sigaraların kullanıldığı o yıllarda, otomatik sigara sarma ve paketleme makinesini geliştirip patentini aldı. Yine bir Yahudi olan arkadaşı Philip'i de ortak alarak kurduğu şirket Philip-Moris tütün krallığının kuruluşuna kadar uzandı. Şirket günümüzde de dünya sigara devlerinden biri olarak faaliyet göstermektedir. Moris Şinasi Ege'yi ve Manisa'yı unutmamıştı. Salgın hastalıklardan ölen çocukları ve hüzünlü ailelerini de unutamıyordu. O yıllarda çocuk ölümlerine neden olan difteri, boğmaca gibi çocukluk çağı hastalıkları ile mücadele için servetinin bir kısmını doğup büyüdüğü, hastalığında bakıldığı Manisa'ya vakfetti. Kurduğu vakıf Manisa'da zamanın en ileri teknolojisi ile çocuk hastalıkları hastanesi inşa ederek faaliyete geçirdi. 1928 yılında ölen Moris Şinasi ne yazık ki hastanenin faaliyete geçtiğini görememiştir. Günümüzde de Ege bölgesinin sayılı çocuk hastalıkları hastanelerinden olan Moris Şinasi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sağlık Bakanlığına bağlı olarak çalışmaktadır. Moris Şinasi'nin hastane için kurduğu vakıf hastanenin işletme giderlerine katkıda bulunarak bugün de faaliyetini sürdürmektedir. Diğerleri gibi bir Anadolu Yahudisiydi Moris Şinasi. Bir Anadolu insanıydı. 500 yıl önce engizisyondan kaçarak kendilerine kucak açan Anadolu hoşgörüsüne sığınmış, Anadolu insanı olarak yaşamış ve ölmüştü.
Anadolu hoşgörüsünü tanımış, benimsemişti. Etnik kimlikleri ne olursa olsun çocuklar ölmesin, aileler üzülmesin diye çabalayan vefakâr Anadolu insanlarından biriydi Moris Şinasi... O, bu toprağın insanıydı...
Mesut Yurdal'a teşekkürlerimizle
Haftanın Şiiri
Kardeşçe yeni nice nice yıllar dileğiyle...
Bak kardeşim elini ver bana.
Gel kardeşim neşe getirdim sana.
Al kardeşim ye, iç, gül, oyna.
Sar kardeşim kolunu boynuma.
Sev kardeşim, canım feda yoluna.
Tap kardeşim tüm insanlara.
Dünyaya geldik bir kere.
Kavgayı bırak hergün bu şarkımı söyle
sevdikçe güler her çehre.
Amaçlar hep bir olsun kalpler birlikte.
Dünyaya geldik bir kere.
Kavgayı unut hergün bu şarkımı söyle.
Sevdikçe güler her çehre.
Mutluluklar bir olsun acı birlikte.
Londra metrosu... Tıpkı sabah seferini yapan Boğaz vapuru gibi... Herkesin yeri belli. Tuhaf şık giyimli “yeni” bir adam başında melon şapka, uzun şemsiyesi ve siyah çantası ayaklarının arasında, gazetesini okur gibi. Karşısında John, John Smith,.. her zamanki yerinde. Adam gazetesini dudaklarına kadar indirir ve John'un gözlerinden içeri bakarak:
- Pezevenk, der ve gazetesini tekrar kaldırır.
John son derece rahatsız. Lafın kaçacak başka deliği bile yok. Adam her şeyi anlına anlına söylemiş. Bütün gün kafası bu garip davranışa takılır. Ertesi gün her şey bir gün öncesinin aynısı. Adam yine hedef şaşırtmadan:
- Pezevenk, der ve gazete yine eski yerine.
John'un ise bütün günü kayıp. Sudan çıkmış balık gibi. Akşam eve gelince karısı da fark eder durumu ve John’u dinledikten sonra:
- John, seni hiç anlamıyorum. Hiç tanımadığın bir adamın, ne olduğu belirsiz bir lafından dolayı kendini böyle yiyip bitiremezsin.... Joohn, sevgilim kendine gel, sen kendini bilmiyor musun ?
John rahatlar ve nihayet sabaha kadar uyuyabilir. Ertesi gün metroda “Yabancı” yine aynı yerde, her şey aynı. “Yabancı” bu sefer:
- Dedikoducu pezevenk!