BİLGİ
Bilgi, insan
bilinciyle dış dünyanın nesneleri ve olayları arasında kurulan
ilişkinin adıdır. Bilgi doğada hazır olarak bulunmaz. Bilgiyi biz
insanlar üretiriz. Bilgi iki yoldan üretilir; bunların biri görgül
yol, öbürü bilimsel yöntemdir.
1. Görgül yol.
Duyumsama ve
algılamayla bilgi oluşturma yoludur.
Örnek:
"Kışın hava
soğuyunca kimi ağaçlar yapraklarım döker."
2. Bilimsel
yöntem.
Bilimsel eğitimden
geçmiş insanların belli yöntemle ürettikleri bilgiler bilimsel
yöntemle üretilmiş bilgilerdir.
Örnek:
"Yeryüzü üzerinde
düşen nesneler 9,8 m/s 'lik ivmeyle hızlanarak düşerler."
Bu yöntemle
üretilmiş bilgiler doğada denetlenir, geçerliği eşdeyişle doğruluğu
kanıtlanır. Doğada denetlenmeyen bilgi, doğru bilgi, gerçek bilgi
değildir.
KAVRAMLAR
Şimdi şu soruyu soralım:
"Kış, soğuk, ağaç,
yaprak, dökmek" kavramlarını yaratamasaydık, birinci örnekteki
bilgiyi üretebilir miydik?
Buna verilecek
yanıt kesinlikle "Hayır" olacaktır.
İnsan beynini
hayvan beyninden ayıran en önemli özellik soyutlama yeteneğidir.
İnsanlar somut nesneleri göre göre onlardan soyut olan kavramlar
yaratmışlardır.
Örnek:
Elma ağacı, çam
ağacı, ayva ağacı, çınar ağacı gibi birçok ağacı göre göre insan
"AĞAÇ" kavramını yaratmıştır. Elma ağacı, çam ağacı.........öbür
ağaçlar doğada var olan, gözle görülebilen, elle tutulabilen somut
nesnelerdir. Bunları belirtmek için kullandığımız sözcükler de
onların adlandır. Ama doğada "AĞAÇ" diye somut bir varlık yoktur.
"AĞAÇ" sözcüğüyle dile getirdiğimiz soyut varlık, beynimizin ürünü
olan kavramdır. İşte böyle yarattığımız kavramlar arasında ilişki
kurmaya çalışmak düşünme işlemini oluşturur. Bu düşünme işlemiyle
bilgi üretilir.
DİLİN ÖNEMİ
Bilgi üretmede kullanacağımız kavramların hiçbir bulanıklığa neden
olmaması için onların kendi yarattığımız, anlamlarını açık seçik
bildiğimiz sözcüklerle belirtilmesi gerekir. İşte bu noktada
kullanılan dilin ( bizim toplumumuz için Türkçe'nin ) önemi ortaya
çıkar. Kaldı ki özdeş koşul, bilgiyi doğru ve kolay anlaşılır
biçimde başkalarına aktarmak için de geçerlidir. Bunu bir örnekle
açıklayalım: Bu toplumun bir çocuğu "Bir müsellesin
zaviyetan-ı dahiletanı mecmuu yüz seksen derecedir." Diye
sekiz sözcükten oluşan ama bunların yalnızca dördü Türkçe olan yeni
bir tümceyle karşılaştığında bunu anlamakta büyük güçlük çeker.
"Müselles" sözcüğünü öğretip, ezberletirsiniz ona ama daha sonra
anımsamaya çalıştığında örneğin "Murabba" sözcüğüyle kolayca
karıştırılabilir. Oysa, çok kesin olarak bilip kullandığı "üç"
sözcüğüyle türetilen "üçgen" sözcüğünü kolayca öğrenip benimser.
Yukarıdaki örnekten bir sözcüğü daha göz önüne alalım; o da "Mecmuu"
sözcüğü. Toplamak sözcüğünden türetilmiş olan "Toplamı" sözcüğünü
işitip duran, kullanıp duran bir çocuk "Mecmuu" sözcüğü karşısında
kesinlikle bocalayacaktır. Bu örnek üzerindeki incelemeyi daha çok
uzatmadan açıklamak istediğimiz gerçeği şöylece toparlayabiliriz:
Temiz Türkçe olarak öğretilmeyen bilgi, anlamını tam kavramadan
güçlükle ezberlenir, aktarımında güçlük çekilir, böyle bilgiden yeni
bilgi üretimine geçilemez. Çağımız bilgi üretim çağıdır. Bilgi
üretemeyen toplum çağ dışına itilir; her geçen gün uygarlık yarışında
biraz daha geride kalır. Demek oluyor ki, kavramlann Türkçe
sözcüklerle belirtilmesi bilgiyi gerek öğrenmek, gerek aktarmak,
gerekse yeni bilgiler üretmek için eşdeyişle çağdaş uygarlığa
erişmek için kaçınılmaz koşullardan biridir.
DİL - DÜŞÜNME
İLİŞKİSİ
Yukarıdaki
açıklamalardan şu kolayca anlaşılır:
Dil ile düşünme
işlemi arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Dille düşünmenin
aynlmazlığı. düşünmenin dili, dilin düşünmeyi geliştirdiği bilimsel
bir gerçektir. Düşünme işlemi kavramlar kullanılarak yapılır. Doğru
düşünebilmek için düşünme işleminin gereçleri olan kavramlan iyi
anlamış olmak gerekir. Bunun için de kavramların dildeki biçimlenişi
olan sözcüklerin iyi bildiğimiz bir dilin sözcükleri olması
kaçınılmaz bir koşuldur. Bir sözcüğü bilmek demek onun kök anlamını
bilmek demektir. Kök anlamını bilmediğimiz sözcükleri, anlamını
gereği gibi kavramadan ancak bir papağan gibi söyleyebiliriz.
Kullandığımız dilde ne kadar çok kavram varsa, o dille yapacağımız
düşünme işlemi o kadar geniş kapsamlı olacaktır. Demek ki, her
konuda doğru düşünebilmek, geniş kapsamlı düşünebilmek, düşünmeyi
geliştirebilmek için dilimizin kavramlann karşılıklan olan Türkçe
sözcükler bakımından varsıl (zengin) olması gerekir.
Yeni kavramlar
yaratmak, bu kavramların dildeki karşılıkları olan sözcükleri
türetmek bilimsel bir uğraştır; herkesin yapabileceği bir iş
değildir. Böyle bir uğraşıyla dil gelişir, varsıllaşır ama bu
varsıllığın sönmemesi, yaşamını sürdürebilmesi dili kullananların
türetilen sözcükleri kullanıp yaşatmalanyla sağlanabilir. Başka bir
toplumun kişilerince yaratılıp, o toplumun diliyle biçimlendirilen
kavramlara Türkçe köklerden türetilen karşılıklar bulmak dil
bilginlerinin işidir. Bunların türettikleri sözcüklerle varsıllaşan
Türkçe'nin varsıllığını koruyabilmesi de gene bu sözcüklerin
kullanılmasıyla olanaklıdır. Yoksa, yabancı dildeki bir sözcüğü
olduğu gibi alıp kullanmak tembelliği dilin sürekli yoksullaşmasına,
yozlaşmasına neden olur. Çünkü, yabancı bir sözcükten yeni sözcükler
türetilemez. Türkçe'nin varsıllaşmasına katkıda bulunulamaz. Tam
tersine, Türkçe'nin gelişmesi engellenir. Bu engellemeye hiç
kimsenin hakkı olmasa gerektir.
DİL-BİLİNÇ
İLİŞKİSİ
Bilinç "İnsanın toplumsal ilişkileri ve etkinlikleri içinde
kendisini, çevresini anlamasını sağlayan düşünce, duygu, istenç
(irade), özyapı (karakter), heyecan, anlak (zeka) gibi anlıksal
süreçlerin tümü ." diye tanımlanır. Demek ki, "bilinçli insan,
bilinci var olan insan" kendisini ve çevresini anlama yeteneği olan
kişidir. Bu yeteneğin kazanılmasında en önemli etken ''Düşünme"
işlemidir. Kişi, düşünme işlemiyle bilinçlenecektir.
Bilinçlenebilmek için doğru düşünmek gerekmektedir. Öte yandan,
yukarıda açıklandığı gibi doğru düşünebilmek için düşünme işlemi
yapılırken kullanılan sözcüklerin iyi bilinmesi, dolayısıyla onların
iyi bildiğimiz bir dilin sözcükleri olması gerekir. Bu açıklamadan
anlaşılıyor ki kullanılan dil bilinçlenme konusunda da çok önemli
bir araçtır.
TÜRKÇE'NİN
YAPISI, TÜRETME GÜCÜ
Yapısı güçsüz, yoksul bir dil değildir Türkçe. Türkçe'nin yapı
düzeninin sağlamlığıyla sözcük türetme olanaklarının bolluğu
kaynakçadaki yapıtlar incelenerek görülebilir. Ama Doğan Aksan'ın
yapıtından derlenen aşağıdaki alıntı bile bu gerçeği apaçık
göstermeğe yeterlidir:
Dilcilikte
"Türetme" dediğimiz işlem, en yalın biçimiyle "dilin bir öğesinden
çeşitli ekler ya da büküm biçimleriyle yeni sözcükler üreterek
değişik kavramların anlatımını sağlamak" olarak tanımlanabilir.
Dildeki sözcükler böylece yenilerini doğurur ya da başkalarıyla bir
araya gelerek bileşik sözcük olup çıkar:
"Bağlantılı diller"
(ya da bitişken, eklemeli diller) dediğimiz dil türünde çeşitli
biçimbirimler (kök ve ekler) gerek çekim, gerekse sözcük yapımı
sırasında birbirine sıkıca bağlanarak ek yerleri belli olmayan yeni
sözcükler oluşturur. Türkçe, bu dillerin tipik ve güçlü bir
örneğidir. Aşağıdaki örneklerde, önce eylem kökleri, sonra da ad
köklerinin çok değişik görevler yüklenen ve birbirine sımsıkı
bağlanan çeşitli biçimbirimlerle birlikte, nasıl değişik kavramların
anlatımını sağladığı görülmektedir:
dön-dür-ül-e-me-dik-çe
koru-n-a-ma-ma-sı-ndan-dır
kuru-t-tur-ul-duk-tan.
Eylem çekimlerinde de
başka başka kiplerin ve zamanların anlatımında çeşitli görevler gören
son eklerin art arda gelerek sıkıca kaynaştığına tanık olunur.
Böylece, Almanca gibi bükümlü bir dile eksiksiz çevrilmesi
gerektiğinde Türkçe "yazmışmışım" gibi, tek bir sözcük durumundaki bir
çekimli eylem "ich soll, vvie es heisst, geschrieben haben" biçiminde,
birbirinden ayrı altı öğeyle aktanlabilir."Dinlemektesiniz" sözcüğü
Fransızca'ya "vous etes a l'ecoute" biçiminde, birbirinden ayrı beş
biçimbirimle çevrilebilir. "Söylemelisin" çekimli eylemi de Farsça'da
ancak "tura mi bayed goft" gibi dört biçimbirimle anlatılabilir.
Dilin bu değindiğimiz
özelliği ona, yeni kavranılan yansıtan sözcüklerin türetilmesinde
olağanüstü geniş yollar sağlar. Aşağıda bir tek sür (mek) kökünden
türemiş olup bugünkü Türkiye Türkçe'sinde kullanılan sözcükler bir
arada gösterilmiştir: Sür, sürdür, sürdürme, sürü,
sürgü............... (Doğan Aksan sür kökünden türemiş yüz tane sözcük
vermektedir.)
Bu örnekleri de
kolaylıkla çoğaltabiliriz.
Türkçe'de türetmede
görev alan öğelerin sayısı da çok yüksektir. Bugün yalnızca Türkiye
Türkçe'sinde türetmeye yarayan biçimbirimlerin (-gı, -ci, -lık,
-sız...gibi) sayısı 96 olarak bulunmuştur ki, her ne kadar
karşılaştırmalı bir sayım yapılmamışsa da bu sayıyı başka bir dilde
bulmanın kolay olmayacağını sanıyoruz. Bu birimlerin her birinin
birden çok görevi yüklendiği de göz önünde tutulursa Türkçe'nin
anlatım gücü üzerinde, aydınlatıcı bir gerçek ortaya çıkar.
SONUÇ
Orhan Hançerlioğlu'nun
dediği gibi:
Doğru düşünebilmek,
kapsamlı düşünebilmek, düşünmeyi geliştirebilmek, bilgi üretmek,
bilgiyi doğru aktarabilmek, bilgiyi kolay ve doğru anlayabilmek,
birbirimizle anlaşabilmek için dilimizi geliştirmeyi istiyoruz. Türk
diline dört elle sarılmamızın nedeni budur.
Kaynakça
1-
TÜRKÇE'NİN GÜCÜ, Doğan Aksan, Bilgi Yayınevi, 3.basım
2-
TÜRKÇE KÖKLER SÖZLÜĞÜ, İsmet Zeki Eyüboğlu, Remzi Kitapevi
3-
DEĞİŞEN DÜNYA DEĞİŞEN DİL, Macit Gökberk, Çağdaş Yayınları
4-
TÜRK DİLİ, Orhan Hançerlioğlu, Cumhuriyet Gazetesi 28.09.1984
5-
TÜRK DİLİ SÖZLÜĞÜ, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitapevi
6-
BİLİM FELSEFESİ, Cemal Yıldırım, Remzi Kitapevi
7-
DÜNDEN BUGÜNE TÜRKLERDE DİL VE DİN, Cengiz Özakıncı, Bellek Yayınları.
1994
Ayhan Çilesiz'e teşekkürlerimizle
Denizce
 |