| |
“Dido Sotiriyu’nun Anısına”
Yazı ve Fotoğraflar: Turgay Tuna
 Larissalı Dimitrios Katsikas’ın, 1983 yılında ilk defa geldiği Kapadokya’da
Ürgüp’ün sembolü “Üç Güzeller” olarak adlandırılan peri bacalarının önünde
çekilmiş bir fotoğrafı
Bundan tam 86 yıl önce, 1924 Yılının serin bir sonbahar gününde, Ürgüp’ün Dua Yeri Meydanı’nda; ellerinde heybeler, sepetler, tahta bavullar bulunan; çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç onlarca insan, sanki bir panayır varmış gibi bir araya toplanmış, meydanın iki yanında sıralı at arabalarının, üzerleri yüklü merkeplerin başlarında bekleşip bir şeyler indirip bindiriyor, birbirlerine sarılıp öpüşüyor ve puslu hüzünlü gözlerle Ürgüp’ün Temenni Tepesi eteklerinde yükselen kayalara oyulmuş ata yadigârı evlerine son bir kez bakarken dalıp gidiyorlar..
Türkçeyle karışık Rumca konuşan bu insanlar belki de yaşamlarının sonuna dek bir daha hiçbir zaman göremeyecekleri doğup büyüdükleri, suyunu içip ekmeğini yedikleri bu yere, ata topraklarına veda ediyorlar…
Vasil’ler, Aleko’lar; siyahlara bürünmüş Eftimiya’lar, Eleni’ler atalarından beri birlikte yaşadıkları, beraber büyüyüp birlikte aynı suyu içtikleri Ali’lere, Ahmet’lere, Ayşe’lere, Fatma’lara elveda dedikten sonra tek tek bindikleri, ardı ardına dizilmiş arabaların arkalarında bıraktıkları toz bulutları içinde, savaşın bağrından yeni çıkmış Anadolu’nun taşlı topraklı yollarında hiç görmedikleri, bilmedikleri; Ege’nin öteki tarafında yer alan “Yeni Vatan”a doğru yol almaya başlıyorlar…Atların, merkeplerin çektiği tekerleri gacır gıcır dönen arabalar onları Ulukışla’ya kadar getiriyor…Burada, sonu gelmek bilmeyen upuzun bir tren katarının vagonlarını tıka basa dolduruyorlar…Analarının kucağında, yaşama gözlerini Ürgüp’te açmış bebeler; arkadaşlarını, kedilerini, köpeklerini Ürgüp sokaklarında bırakmış yeni yetmeler, bastonlarına dayanmış “Yeni Vatan”a kadar varabileceklerine şüpheyle bakılan başları fötr şapkalı, fesli dedeler; siyah yas mantosuna bürünmüş nineler kara trenin homurtulu nağmeleriyle İzmir’e doğru yol alıyorlar…

Ürgüplü Aziz Güzelgöz; 1993 yılında, krallar gibi karşılandığı Larissa’da,
“Anadolu Kökenli Rumların Kültür Derneği’nde” yaptığı konuşmada Dimitrios Katsikas ile.
Fazla değil, daha iki üç yıl öncesinde kendisinden ve Avrupa’nın gölgesindeki ülkesinin kazanacağı büyük zaferden emin, Kordonboyu’nda Grekokolik gayrimüslimlerin canhıraş bağrışmaları ve sevgi gösterileri içinde yanındaki maiyeti ve generalleriyle yürüyen mağrur Yunan kralının ayak bastığı yanıp yıkılmış İzmir.. Rıhtımları Niğde’den, Konya’dan, Kayseri’den ve Anadolu’nun öteki köşelerinden gelen binlerce insan doldurmuş. Rüzgârlı, bulanık bir hava; hüzünlü, çalkantılı bir deniz.. Bütün bu insan kalabalığı içinde öteki yaşıtları gibi, boynundaki kolyesinin ucundan minicik bir haç sarkan, anasının elini acıtırcasına tutup sıkmış küçük küçümencik bir kız çocuğu..Kumral mı kumral, güzel mi güzel, saf mı saf,al yanaklı Anastasia…Rıhtımda bekleyen Amerikan,Yunan, İngiliz gemilerine doluşmaya başlıyor bu insanlar, içerde kendilerine boş bir köşe bucak arayıp oturuveriyorlar buldukları yere.. Sonra, gemiler sessiz sakin birbiri ardına zincirleri, palamarları çekerek uzaklaşıveriyorlar. Yorgo mu, yoksa Niko mu ? Adının ne önemi var ki !.. Gemilerdeki yüzlercesinden bir tanesi. Al yanaklı Anastasia’nın mimar babası..Kollarını küpeştenin korkuluklarına dayamış, yazgısına kaderine sövercesine karşısında küçülüp uzaklaşan, uzaklaştıkça noktalaşan Symirna’ya takılıp kalmış gözleri. Ama, İzmir’den de ona ne ?.. O İzmir’in arkasında, çok uzaklarda kalan İç Anadolu’ya; çocukluğuna, gençliğine, Meryem Ana’nın değiştiremediği yazgısına takılmış.

Aziz Güzelgöz, Ürgüp Başköy doğumlu Ekaterini nineyle,
gelini Vasiliki’ye Ürgüp türkülerini dinletirken.
Sonra ver elini “yeni Vatan” Yunanistan..Ve yeniden, zorla başlayan mücadelelerle dolu, zorlu bir yaşam.. Rum, Hıristiyan oldukları halde Anadolu’dan geldikleri için Yunanlılar tarafından uzun yıllar ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören, “Anadolu piçi” diye adlandırılan bu insanlar yeni nesil çocuklarını, torunlarını bu yeni ülkede dünyaya getirdikten sonra son nefeslerine dek içlerini yakan Anadolu hasretini yüreklerinin ortasına gömüp tek tek göçüp gitmişler..
………….
Aradan yıllar su gibi gelip gitmiş. Geride cildi dökülüp paçavraya dönmüş albümlerdeki sararmış fotoğraflar ve anlatılanlar kalmış. Ata yadigârı bu köklü miras yıllardan beri süre gelen iki ülke arasındaki tüm olumsuz ilişkilere rağmen onları birer dostluk ve barış elçisi yapmış..Kimileri dedesinin sürdüğü tarlaları, kimileri kardeşinin gözlerini açtığı evi görmek; kimileri de ana vasiyetini yerine getirmek ya da babalarının çocukluk arkadaşlarının torunlarını görmek istemiş. Onlar Anadolu topraklarını özler olmuşlar. Sonra da ne yapıp yapmışlar aralarından bazıları Türkiye’ye gelip ata topraklarına ayak basmışlar.

Dimitrios’un büyükannesi, Başköy doğumlu Efstratiyas Katsikas,
Aziz Güzelgöz’le Birlikte eski Ürgüp şarkılarını mırıldanırken.
Yunanistan’da başkent Atina’yla Selanik arasında yer alan, bir zamanlar Osmanlı topraklarının Rumeli eyaletine bağlı “Yenişehr-i Fenar”, bugünkü adıyla Larissa kentinde yaşayan bir genç.. Adı: Dimitrios Katsikas. Ataları Bizans’a kadar uzanan Anadolu kökenli…Bir zamanlar Paskalya yortularıyla ünlenmiş Ürgüp’ün Başköyü’nden olan dedeleri, nineleri patlayan savaşın eşiğinde sıkışıp kalmışlar, savaş sona erdikten sonra da ister istemez 1924 mübadelesinde Ürgüp’ten çıkıp “Yeni Vatan”ın kucağındaki Larissa’ya gelip yerleşmişler. Aradan geçen uzun yıllara rağmen hep “Başköylü” olarak yaşamışlar. Babası Nikolaos’la annesi Vasiliki Larissa’da dünyaya gelmiş… Dedelerle, baba Nikolaos ölmüşler ama, Dimitrios’un “ebe” diye tanımladığı iki ninesi de 1990’lı yılların sonlarına dek hayatta kalmışlar. Anadolu özlemiyle yanan annesinin annesi Ekaterini Bezircioğlu ile babasının annesi Efstratiya Katsikas çok iyi konuştukları Türkçe’yi çocuklarına öğretmişler. Evde, Yunanca’ yla beraber Türkçe konuşulur olmuş. 1958 Yılında dünyaya gelen Dimitrios Katsikas Türkçe’ yi ninelerinden, annesi Vasiliki’den öğrenerek büyümüş. Selanik Üniversitesi’nin İlahiyat ve Felsefe Fakülteleri’ni bitirmiş. Şimdilerde ise aynı üniversitede doçent olarak Medeniyet ve Mimarlık Tarihi dersleri veriyor.

1995 Yılında, Ürgüp Belediyesi Başkanı Kürşat Numanoğlu’nun (sol başta)
davetiyle Ürgüp’e gelen Larissa Belediye Başkanı Kaffes Christodulos (ortada)
Ürgüp Belediye binasında ağırlanırken.
Dimitrios, geçen yıllar içinde ninelerinden dinlediği ata toprağı Kapadokya’ya ve kendisiyle bir kan bağı olduğuna inandığı Anadolu insanlarına karşı büyük sevgi ve özlem duymaya başlamış.Daha ilkokul sıralarındayken haritaları açıp Kapadokya’nın, Ürgüp’ün yerini bulur, tatlı hayallere dalar ve bu ata yadigârı özlemin içinde usuna takılıp kalan “Bu insanlar neden savaştılar ?” sorusunu kendi kendine sorar dururmuş. Çıkarcı, fanatik politikacıların bir hiç uğruna harcadıkları, ayaklarının altına aldıkları, birbirlerine kan ve kin kusturdukları yüz binlerce insan..Gönlü insanlık dolu Dimitrios’un çocukluğunda beslediği özlem ve sevgi duyguları, büyüdükçe gelişmiş, geliştikçe yeşermiş ve 1983 yılında, karşılaştığı bütün tepkilere, olumsuzluklara rağmen kendisi gibi aynı konumda, aynı fikirde olan yirmi beş arkadaşıyla Larissa’da “Anadolu Kökenli Rumların Kültür Derneği”ni açmış. Gene aynı yıl içinde, harçlıklarından biriktirdiği parayla ilk defa Kapadokya’ya gelip dedelerinin, ninelerinin vasiyetini yerine getirerek; onların ruhları için Ürgüp’ün, Başköy’ün havasını ciğerlerinin derinliklerine çekmiş. Bununla da yetinmemiş, ebesi Ekaterini’ nin dünyaya gözlerini açtığı evi bulmuş, Başköy’deki yaşlılarla görüşmüş, onların canı gönülden ikram ettikleri aşı, soğanı, ekmeği yemiş.
…………….
 1997 Yılında, Ürgüp’ün girişine dikilen kardeş kentler tabelası önünde,
Larissa ve Ürgüp Belediye başkanlarının eşleriyle birlikte çekilmiş fotoğrafları.
“Peri bacalarıyla” ünlü Kapadokya’nın kültür ve medeniyet merkezi Ürgüp ilçesinde doğup büyümüş, ataları uzun yıllar Rumlarla iç içe yaşamış köklü bir ailenin oğlu Aziz Güzelgöz.. Ürgüp’ün efsaneleşmiş “Eşekli Kütüphanecisi” Mustafa Güzelgöz’ün de oğlu..Bugün, Ürgüp’te bir antikacı dükkânı işleten Aziz Güzelgöz’e Ürgüplüler “Aziz Baba” adını takmışlar. O da, küçüklüğünden beri dedelerinden, babasından, bir zamanlar birlikte yaşadıkları Rumların hikâyelerini dinleye dinleye büyümüş. 1983 Yılında Ürgüp’e gelen Dimitrios Katsikas bir iki küçük alışveriş yapmak için Aziz Güzelgöz’ün dükkânına girmiş. Ama, giriş o giriş..Başlamışlar birbirlerine dedelerini, ninelerini, eski Ürgüp’ü anlatmaya.. Neredeyse akraba çıkacaklar ! Aziz durur mu hiç: Dimitrios’un ki gibi onun da kanı kaynamış bir kere.Yunanlı dostu almış evine götürmüş, annesinin yaptığı nefis mantıdan, pekmezden ikram etmiş..Çocukluğunda, Ürgüp’ü haritalarda arayan Dimitrios, Ürgüp’ün, Ürgüplülerin ne ve kimler olduğunu gelip gözleriyle gördükten sonra yıllardan beri gönlünde beslediği sevgi ve dostluk duygularının yalan olmadığını farketmiş..Larissa’ya döndükten sonra da, geçmişte var olan dostluğu yeniden yaratmak için “havari” becerikliliği ile Kapadokya ve Kapadokyalı Azizler üzerine kitaplar, makaleler yazmaya başlamış, Yunanlılara Kapadokyalıları ve Anadolu insanını anlatmış. Karşısına çıkan bütün engellere rağmen Larissa’da, her yıl mayıs ayının sonlarında tertiplenen bir festivalin yaratıcısı olmuş. “Kayıp Vatanlar” için yapılan bir festival bu.
 1997 Yılında, Dimitrios Katsikas’la beraber Ürgüp’e gelen Anadolu kökenli
Larissalılardan bir grup Ürgüp girişindeki kardeşlik tabelası önünde.
……………..
Pekişen büyük dostluk Larissa ve Ürgüp’te duyulduktan sonra, her iki taraftan dost insanlar birbirlerini ziyaret etmeye başlamışlar. Dimitrios, her yıl yaz aylarında Ürgüp’e gelmeye başlamış, yanında başkalarını da getirmiş. Aziz de, 1995, 1996 yıllarında krallar gibi karşılandığı Larissa’ya iki kez gidip, orada Ürgüp kökenli ailelerle tanışmış. 1924 Yılının sonbaharında, İzmir rıhtımında annesinin elini acıtırcasına tutup sıkan al yanaklı Anastasia “teyze” yi bulmuş. Onlara, Larissa Açıkhava tiyatrosunda ve Larissa sinema salonunda yanından ayırmadığı sazıyla Ürgüp türküleri çalıp söylemiş, belediye başkanına konuk olmuş. Bu iki gencin yarattığı dostluk bağları, onlar gibi düşünen iki taraf insanlarını da birbirlerine bağlamış ve çok geçmeden Dimitrios’ la Aziz’ in gösterdikleri çaba meyvelerini vermeye başlamış. Ürgüp Belediye Başkanı Kürşat Numanoğlu ile Larissa Belediye Başkanı Kaffes Christodulos birbirleriyle yazışmaya başlamışlar. 1995 Yılında, Larissa Belediye Başkanı’yla, ataları Kapadokya kökenli ailelerden, gazeteci ve yazarlardan oluşan 30 kişilik bir grup Ürgüp Belediye Başkanı’nın daveti üzerine Dimitrios’un yıllardan beri Larissalılara anlattığı ata topraklarına, “toprakdaşım" diye tanıttığı Aziz'in memleketine gelmişler. Mantılar yenmiş, şarkılar söylenmiş, toplantılar yapılmış, anılar anlatılmış..Belediye başkanları arasında da pekişen dostluk, onları Ürgüp’le Larissa’nın birer “kardeş şehir” olmaları gerektiği inancına kadar götürmüş. 1996 Yılında, iki ülke arasında yaşanılan Kardak Kayalıkları krizinin rastgeldiği dönemlerde Dimitrios’la, Larissa Belediye Başkanı’nın başlattığı çalışmalar Yunanistan’daki fanatiklerden büyük tepki almış ve Yunan Dışişleri Bakanlığı, Ürgüp Belediye Başkanı Kürşat Numanoğlu’nun, geçmişte Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gidip orada Yunanistan ve Yunanlılar aleyhinde çok kötü sözler söylediğini bahane ederek, böylesine gülünç ve aldatıcı bir şeye izin verilmeyeceğini resmen açıklamış..Gerçekte böyle bir şeyin varolmadığını vurgulmak için Ürgüplüler el ele vermişler ve büyük bir imza kampanyası başlatarak topladıkları imzaları protesto mektubunun altına iliştirip Yunan Dışişleri Bakanlığı’na göndermişler..Larissalılardan da büyük tepki alan Yunan resmi makamları sonunda pes ederek, Ürgüp’le Larissa’nın kardeş şehir olmalarını resmen onaylamışlar..Hemen arkasından, Ürgüp Belediye Başkanı ve beraberinde otuz kişilik bir Ürgüplüler grubu Larissa’ya giderek Yunanlı dostlara “iade-i ziyarette” bulunmuşlar.

Ürgüp’ten Larissa’ya, Dimitrios’tan Aziz’e, Ege’nin öteki kıyısından Anadolu’ya uzanan
bağların “düşman çatlatan” görüntüsü.. Keşke savaşlar olmasaydı….
Bugün artık Larissa’da olduğu gibi; 1997 yılının nisan ayından bu yana, Ege’nin iki yakasından uzanan dostluk ellerinin çizip süslediği; Dimitrios’ la Aziz’ in kardeşliğini belgeleyen, bir zamanlar bu topraklarda yaşamış insanların ruhlarını mutlu kılan bir durum söz konusu.. Larissa ve Ürgüp’ün kardeşliği..
Darısı tüm dünyadaki fanatik politikacıların ve onların yönettikleri birbirlerine diş bileyen ülkelerin başına…
Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle
Denizce

09.07.2010
|
|