| |
Denizin huyu, suyu Balık
Müzesi'nde
Deniz ve balık hep birbirini çağrıştıran sözcükler. Biri olmadan
ötekini düşünmek de, anlamak da çok zor. Ve İstanbul... Denizle
en çok haşır neşir olan, kendi deniz; ama, denizi giderek daha
az balık kokan kent, İstanbul... Yine de, kocaman ampullerin
aydınlığında lüfer, palamut, çipura, levrek, mezgit ve
kalkanların şenlendirdiği allı yeşilli balık tezgâhları
Balıkpazarı'nda. Kadıköy ve Beşiktaş çarşılarında, Boğaz
sahillerinde, Beykoz'da, Kavaklar'da ve Kumkapı'da şıkır şıkır
olmak zorunda. Neredeyse barınaklarına çekilip kalmış olta
balıkçılarının boynu bükük. Balık bitiyor, deniz bitiyor diye
üzülmek bir tek onlara kalmış sanki.

Kocamustafapaşa Balıkçı
Barınağı'nda yaşayanlar koca kentin gürültüsüne, karmaşasına
sırtlarını dönüp, yüzlerini yine de umut kesmedikleri denize
çevirip, kendi yaşamlarına çekilmişler. Her şeylerini
birbirleriyle paylaşır olmuşlar. Kazlar, Tokat tavukları, yaban
ördekleri, sakarmekelerle birlikte... İçlerinden bir Haydar
Deniz çıkmış, yitip giden denizin bereketini biriktirmeye
başlamış; cam kavanozlar ve bozulmayı önleyen ilaçlı su yetip de
artmış önceleri.

Sonra sayıları artınca evine
sığmaz olmuş kavanozlar. Barınaktaki malzeme odalarından dördünü
birleştirerek yarattıkları mekâna taşınmışlar.
 |
|
Duvarlardaki raflara
dizili cam kavanozlarda sanki sonsuza kadar donakalmış gibi
görünen, değil kendini görmek, adını bile ilk kez duyduğumuz
pulatarinalar, kelebekhorozbinalar, kurdelebalıkları,
lekelielektrikler, çamukalar, kötek ve üzgün balıkları da
böylece göz önüne çıkıvermişler. |
Bu balıklar farklı tarihlerde
Marmara, Karadeniz, Ege ve Akdeniz'de yakalanmış. Denizkabukları,
denizyıldızları, fenerler, haberleşme araçları, uzaktan ateşini
göstermeyen gizli sigaralıklar, halat düğümlerinin türlü
çeşitlisi tavandan sarkıtılan balık ağları ile çevrelenip,
ortaya vitrinler de konulunca, küçük ama basbayağı bir müze
yaratılıvermiş. Elazığlı Haydar Deniz, bu işi tek başına
üstlenmiş bugüne dek. Ama bununla pek övünemiyor doğrusu. Öyle
ya! Bir zamanlar Tuzla açıklarında pembe, kırmızı mercanların
oynaştığı; Büyükada Viranbağ sığlıklarında koca koca
sinaritlerin kaşığa geldikleri günleri; adalar arasında kol
gezen karagöz, kolyoz, istavrit, uskumru, kılıç sürülerini;
Yeşilköy Florya kıyılarında cirit atan barbunyaları, tekirleri,
kırlangıçları ve kalkanları hatırlayınca, usuldan gözyaşı dökmez
mi emektar balıkçılar? Haydar Deniz, elinde tuttuğu kavanozdaki
palamut iriliğindeki istavriti incelerken, "Marmara'da soyu
tükenmiş balıklardan kolyoz, zargana ve çipura, 17 Ağustos
depreminden sonra tekrar görülmeye başladı," diyor birden. Kesin
bir görüş olmamakla birlikte, depremin Marmara tabanında
yarattığı kırığın balıklar için yeni ve güvenilir yataklar
oluşturduğu sanılıyor.

Aradan on yılı aşkın zaman geçmiş
olmasına karşın müze için daha geniş ve uygun yer bir türlü
bulunamamış, kimi çevrelerce verilen sözler de zamanla unutulup
gitmiş. Aslında Haydar Deniz, yaşadıkları barınakta bu sorunu
çözmenin peşinde. Başkalarından gölge etmemeleri dışında tek bir
şey istiyor: Ellerinde olup da kullanmadıkları malzemeler. Bir
de dört taraftaki balıkçılara bir çağrısı var "Önce
denizlerimize sahip çıkın ve ağlarınızdan çıkan soyu tükenmekte
olan her deniz canlısı için bizi arayın!" Samatya sahillerinde,
pek dikkat edilmezse fark edilemeyen Kocamustafapaşa Balıkçı
Barınağı'nda yaratılan, kırılgan, ama denizin ve insan gönlünün
bereketini sonuna dek paylaşmaktan çekinmeyen bir dünyanın
zenginlikleri arasında, kendine mütevazı bir yer edinmiş Haydar
Deniz'in tabelası bile olmayan balık müzesi....

Kocamustafapaşa Çevre
Koruma ve Balıkçılar Derneği
Kennedy Caddesi, Sahil Yolu,
Kocamustafapaşa/İstanbul
Tel: 0212 – 587 7357
Kaynak : Skylife
dergisi 2/2001
Yazar : Can Kızıltan
Fotoğraf : Murat Taner
|
|