
Pek çok kimsenin denizde en çok korktuğu, hatta bu yüzden denize
giremediği hayvan, kuşkusuz köpekbalığı. Aslında insanlar için
daha tehlikeli olabilecek hayvanlar varken, köpekbalığından bu
kadar korkulmasının nedenleri ne olabilir? Neden bu hayvan bu
denli ilgi çekici? Köpekbalığı gerçekten anlatıldığı gibi,
kusursuz bir yırtıcı ya da yok edici mi? İnsanlara neden
saldırıyor? Tüm bu ve buna benzer soruların yanıtlarını bu
hayvanın evrimsel geçmişine, biyolojisine, köpekbalıklarına
bakış açılarımıza ve onlarla olan ilişkilerimize bakarak
değerlendirmek gerekir.
Köpekbalıkları, efsaneler, abartılı öyküler, haberler, korku
filmleri aracılığıyla denizlerdeki korkunun temsilcileri olmuş.
Ancak kötü şöhretlerine karşın insanlarla olan ilişkilerine
bakıldığında, bu canlılara haksızlık edildiği açık. İnsanlar
için potansiyel bir tehlike oluşturan bazı köpekbalığı türleri
füze biçimli bedenleri, kocaman ağızları içindeki keskin dişleri
ve meşhur sırt yüzgeçleriyle etrafa dehşet saçan, denizde insan
kanına susamış canlılar olarak zihinlere yerleşmiş. Konuya
ilişkin bilgisi oldukça az olan insanlarda bir köpekbalığı
fobisi oluşmuş. Oysa, bu fikrin yanlışlığı biraz düşünüldüğünde
kendiliğinden ortaya çıkmakta. Öyle ki, bırakın insanları
memelilerin daha yeryüzünde yaşamadığı 350 milyon yıl kadar önce
ilk türleri ortaya çıkan köpekbalıklarının doğal kurbanlarının
insan olması mümkün değil.
Evrimsel Geçmiş
Kökenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, bu hayvanların
fosillerine Devoniyen dönemlerde rastlanır (395-345 milyon yıl
önce). Bulunan en eski köpekbalığı fosili Orta Devoniyen'e
aittir. Bu dönemden sonra gelen Karbonifer'de (345-280
milyon
yıl
önce) havanın ısınarak kuzey ve güney kutup bölgelerinin
daralmasıyla, köpekbalıklarının denizlerde baskın tür konumuna
geçtikleri düşünülüyor. Günümüz köpekbalıklarıysa Jura döneminin
başında (190-136 myö) ortaya çıkmış. Krae-tase döneminde de
(136-65 myö) varlığını günümüze değin sürdüren aileler ortaya
çıkmış. Beslenme ve yüzme sistemlerindeki değişimler dışında
köpekbalıklarının vücut yapıları evrim sürecinde çok az
değişikliğe uğramış.
Köpekbalıkları, omurgalı hayvanların kıkırdaklı balıklar
sınıfından olan canlılar. Vücut yapılarında kemik bulunmaz.
Tümüyle kıkırdaktan oluşan bu yapı nedeniyle sualtında oldukça
kıvrak hareket edebilirler. En büyük dezavantajları, kemikli
balıklarda bulunan ve su içinde dengede kalmalarını sağlayan
"yüzme keselerinin" olmayışı. Yüzmeyi bıraktıkları anda, ağır
bir metal parçası gibi dibe çökerler. Yani, sürekli hareket
etmek zorundadırlar. Yüzme keselerinin olmaması, su içinde dikey
yönde oldukça hızlı hareket edebilmelerini sağlar. Ayrıca, bu
hayvanlarda vücudun yaklaşık %20-30'u karaciğerden oluşur. Bu
çok yağlı karaciğerler, köpekbalıklarına pozitif bir yüzerlilik
kazandırır. Ancak karaciğerinin günümüzde kozmetik malzeme ve
ilaç yapımında kullanılması, hayvanın çok fazla miktarda
avlanmasına ve birçok türün soyunun tehlike altına girmesine
neden olmuş.
Dünya denizlerinde bugün 350 köpekbalığı türü yaşamakta. 10
türse, saldırı olaylarından sorumlu tutuluyor. Türkiye
denizlerinde ise 27 kadar köpekbalığı türü yaşıyor ve bunlar
içinde tehlikeli olabilecek 8 tür var.
En büyük tür yaklaşık 20 metrelik uzunluğuyla
balina
köpekbalığı
(Rhincodon typus), en küçüğüyse 20 cm'lik
cüce kedibalığı
(Etmopterus perryi). Balina köpekbalıkları dışındaki
türlerin hepsi etçil. Balina köpekbalığıysa dev cüsselerine
yalnızca karşın planktonlarla (mikroskopik canlılar)
beslenirler. En büyük etçilse 7.2 metrelik boyuyla "büyük
beyaz"
olarak bilinen Carcharodon carcharias'tır. Ancak türlerin
çoğu oldukça küçük boylu olup tehlike yaratabilecek herhangi bir
organları yoktur ve insanlara potansiyel bir tehlike kaynağı
olamayacak kadar derinlerde yaşarlar.
Köpekbalıklarının doğal besinleri arasında büyük balıklar, bazı
deniz memelileri, büyük mürekkep balıkları ve diğer
köpekbalıkları yer alır. Üreme sistemlerine baktığımızda, dişi
bireylerle erkek bireyler aşağı yukarı birbirlerine benzerler.
Bu hayvanlar genelde derin sularda yaşadıklarından ve akvaryumda
yaşatılmaları zor olduğundan, çiftleşme davranışları iyi
araştırılmış değil. Köpekbalıkları üç farklı şekilde ürerler.
Bazıları diğer balıklarda olduğu gibi döllenmiş yumurtayı
dışarıya bırakırlar (ovipar); bazıları yavrularını vücut içinde
taşır ve bizdeki göbek bağına benzeyen bir organ aracılığıyla
besler (vivipar); bazılarıysa döllenmiş olan yumurtayı vücut
içinde tutar ama herhangi bir şekilde yavru beslenmez ve
gelişimini tamamlayınca dışarıya bırakılır (ovovivipar). Gebelik
süreleri 9 ile 24 ay arasında değişir. Bir defada en az l en çok
100 yavru doğurabilirler.
Köpekbalıklarının milyonlarca yıldır hayatta kalmalarının
sebeplerinden biri de diş ve çene yapıları. Dişler alt ve üst
çenede 4 ya da 5 sıra halinde dizilir ve sayıları türlere göre
değişir. Bu dişlerin hemen arkasındaysa "yedek dişler"
diyebileceğimiz dişler bulunur. Beslenme sırasında hayvanın
dişleri kırıldığında yerini bu dişler alır. Bu hızlı değişim
birkaç günle birkaç haftada olabilir.
Köpekbalıklarının diğer canlılara üstünlük sağlamalarına yarayan
bir başka özellikleriyse duyu organları. Koku alma ve işitme
duyuları iyi gelişmiştir. Kan kokusunu 3 km uzaktan alabilirler.
Çok küçük sesleri duyabilir ve geldiği yönü tayin edebilirler
(insan sualtında sesi duyar ama geldiği yönü tayin edemez).
Görme duyuları pek gelişmemiştir. Zaten genelde derin sularda
yaşadıkları için, görme duyularını pek kullanmazlar.
Vücutlarının yan tarafında bir çizgi şeklinde bulunan ve "yanal
organ" denen duyu organlarıyla manyetik alanları algılayabilir,
yön tayini yapabilir (özellikle bulanık suda) ya da yaralı bir
balığın çıkardığı titreşimleri saptayabilirler.
Köpekbalıklarının en önemli duyu organıysa "Lorenzini
ampulleri"
denen elektroreseptör hücreleridir. Vücudun baş kısmında bulunan
ve l mm'lik kanallarla dışarıya açılan yapılardır. Elektriksel
uyartılara karşı oldukça hassas.
Bu kadar hassas duyu organlarına sahip bir canlı için av bulmak
ve onu avlamak çok güç olmasa gerek. Avlanmada ilk uyarılan koku
alma ve işitme duyularıdır. Harekete geçen hayvan ava
yaklaştıkça görme duyusu devreye girer. Avı bulduğunda etrafında
daireler çizmeye başlar. Bir müddet sonra bu daireler küçülmeye
ve çapraz geçişler yapmaya başlar. İyice yaklaştığında gözleri
geriye doğru kayar ve özel bir kapakla kapanır (parçalama
sırasında koruma amaçlı). Bu andan sonra artık devrede sadece
elektroreseptör organları çalışmaktadır ve hayvan elektrik yayan
her şeye saldırır. Ağız açıldığında alt çene dışarıya doğru
çıkar ve avını yakalayan hayvan üst çenesiyle avını tutar. Alt
çeneyle de parçalar. Bu arada kazayla parçalanan kendi türlerini
dahi yiyebilirler. Tek tek avlandıkları gibi, grup halinde de
avlanabilirler. Uzmanlar dalarken ya da yüzerken saldırgan tek
bir birey görüldüğünde korkulacak bir durum olmadığını ama
sürüyle karşılaşıldığında durumun pek güvenilir sayılamayacağını
söylüyorlar.
Bu hayvanların yüzmedikleri zaman battıklarını söylemiştik bu
nedenle genel olarak deniz tabanı (özellikle kumlu, çamurlu
yerler) ve ona yakın yerlerde yaşarlar. Beslenme amacıyla su
yüzeyine çıktıkları da olur. Özellikle de sardalye ve
orkinosları kovalarken. Ender olarak kıyı ve limanlara girerler.
Kuzey yarımkürede yaşayan köpekbalıklarının neden olduğu
saldırma olayları yok denecek kadar az. Akdeniz, Ege ve Marmara
Denizinde yaşayanların insanlara hiç saldırmadıkları kabul
edilir. Bu durumda sahillerde tehlike yok gibi. Bununla
birlikte, açık denizde yüzmek ya da derin su dalışları yapmak
her zaman beraberinde belli bir risk getirir. Yine de
istatistiklere bakılacak olursa köpekbalığı fobisi için bir
neden yok. Köpekbalığı saldırıları en çok Avustralya'da
görülüyor ama burada da arı sokmasıyla ölenler köpekbalığı
saldırılarından ölenlerden 100 kat daha fazla. Boğulma sonucu
ölenlerin sayısıysa 1000 kat fazla. Güney Afrika'da son 35 yıl
içerisinde en çok saldırıya sörfçüler ve zıpkıncılar maruz
kalmış; bu arada yalnızca bir dalgıç ciddi biçimde yaralanmış.
Akdeniz sularındaki köpekbalığı saldırılarına ait bilimsel
raporlar incelenecek olursa 1863-1961 yılları arasındaki
yaklaşık 100 yıllık sürede sadece 18 saldırı olayının
gerçekleşmiş olduğu görülür. 1960'lı yıllardan sonra
Akdeniz'deki bu tip olaylara ait raporların bilimsel yayınlarda
yer almadığı gözleniyor. Saldırı olaylarındaki en yüksek sayıya
İtalya kıyılarında rastlanmış (5 saldırı). Bunu Yunanistan (4),
Mısır (3), Yugoslavya (3), Malta (1), Fransa (1) ve Kuzey Afrika
kıyılarındaki belirsiz bir bölge (1) izliyor.

Kansere Dayanıklılık
Köpekbalıkları hastalıklara karşı oldukça dirençliler. Bunun
nedenlerinden birisi son derece güçlü bir bağışıklık sistemine
sahip olmaları. Bu sayede kansere de yakalanmazlar. Köpekbalığı
kıkırdağı, hastalıkla savaşmak için bağışıklık sistemini
canlandıran belirli proteinler içerir. Yapılan çalışmalarda
köpekbalığı kıkırdağının, tümörler için gerekli olan yeni kan
damarı oluşumunu memelilerdekine göre çok daha etkin biçimde
baskıladığı ortaya çıkmış bulunuyor. Çalışmalar köpekbalığının
kıkırdağındaki aktif maddenin direkt tümöre etkili olmadığını,
ancak yeni kılcal damarlarla beslenmesini ve büyümesini
durdurabileceğini gösteriyor. Bunun yanında köpekbalıkları
antikorlarının (savunma hücreleri), insanınkilerin yarısı
büyüklüğünde olmalarının, dokulara kolaylıkla nüfuz
edebilmelerini ve zararlı oluşumları önlemelerini sağladığı
düşünülüyor.
Ekonomik önemi
Köpekbalıklarının çok az bir kısmının eti yenebiliyor. Bazı
köpekbalıklarının yüzgeçlerinin kaynatılmasından elde edilen
jel, çorbalara tat ve kıvam vermede kullanılıyor.
Karaciğerlerinden çıkarılan yağ zengin A vitamini içerdiği için
besin olarak değerlendiriliyor. Bu aynı zamanda kıkırdağıyla
beraber ilaç yapımında kullanılıyor.
Tüm bu bilgiler ışığında bu balıkların insana saldırma nedenine
gelince, geliştirmiş oldukları bazı avlanma yöntemleri ve besin
olarak tercih ettiği canlılara duyduğu gereksinim. Foklar
köpekbalığının da en sevdiği avlardan biri. Bir varsayım olarak,
insanın suyun altından bakıldığındaki silueti foka çok benziyor;
bu yüzden köpekbalıklarının foka benzettiği insanlara saldırdığı
söylenmekte. Bazı kaynaklarda köpek balığının haince arkadan
saldırdığı yorumları yapılır. Köpekbalıkları önden saldırırsa,
fok köpekbalığını fark ederek hemen yakındaki bir kara parçasına
çıkıp kurtulabiliyor. Zaman içinde bu davranışı öğrenen
köpekbalığıysa arkadan olabildiğince hızla yaklaşıp, foku
yakalayabiliyor. Gerçekte yemek listesinde bulunmayan insana
saldırdığında, ilk ısırmadan sonra tadını beğenmeyip
bırakabiliyor. Bu arada kurtulmak için kısa bir zaman doğuyor
eğer yaralı birey şoka girmemişse ya da çok ağır yaralanmamışsa
saldırıdan kurtulabiliyor. Köpekbalığı kalabalık bir dalgıç ya
da yüzücü grubuna saldırdığında içlerinden birini seçerek
diğerlerini göz ardı ettiğine dair bir gözleme çeşitli
raporlarda yer verilmiş bulunuyor.
Köpekbalıklarından Korunma Tedbirleri
Türkiye denizlerinde tehlikeli türlere oldukça az rastlanıyor.
Yüzücüler için herhangi bir tehlike söz konusu değil. Tehlikeye
maruz kalabilecekler yalnızca zıpkınla balık avlayanlar
olabilir. Zıpkıncılar, avladıkları balıkları bellerinde bir
telle taşırlar. Parçalanmış balık ve kan kokusu köpekbalıklarını
çekebilir. Herhangi bir saldırı durumunda balıkları mümkün
olduğunca uzağa fırlatmaları ve hareketlerini en aza
indirgemeleri gerekir. Su yüzeyinde hareket eden kol ve bacaklar
köpekbalıklarını daha çok tahrik eder. Hızlı yüzmek kısa
mesafelerde işe yarayabilir ama diğer türlü sonuç vermez.
Dalgıçlar içinse, olabilecek dalış sınırları (0-42 metre) içinde
karşılaşılabilecek köpekbalıkları ise küçük boylu zararsız
türlerdir. Olası saldırı olaylarına karşı önerilen pek çok
korunma tedbiri bulunuyor. İki taşı birbirine vurmak, kuvvetli
ses çıkarmak, regülatörden hava püskürtmek, elle suya çarpmak
vs. Eğer yanınızda varsa kimyasal madde (özellikle bakır asetat)
kullanmak tavsiye ediliyor.
Bazı raporlarda, eğer birey yaralı değilse ve suda hareketsiz
kalırsa meraklı köpekbalığının ortamdan ayrılabileceğinden söz
edilmekte. Çeşitli şekillerde (bıçak, zıpkın vb kullanılarak)
köpekbalığını yaralamak amacıyla yapılan hareketlerse büyük
ihtimalle sonuçsuz kalacak ve hatta bir tahrik unsuru olduğunda
saldırı olasılıkla yükselecektir. Köpekbalığına karşı şiddet
kullanmak tavsiye edilmemekle birlikte, eğer başka bir seçenek
kalmamışsa burun, gözler ya da solungaç yarıklarına darbe
yapılmalı.
Dalışlar esnasında koyu renkli bir elbise giyilmesi ve özellikle
açık su ya da derin su dalışlarında mümkün olduğunca fosforlu
renklere sahip malzeme kullanımından kaçınılması tavsiye
ediliyor. Ortamda büyük bir köpekbalığı fark edilirse, yavaş
hareketlerle yüzeye çıkıp derhal tekneye binilmeli ve su
yüzeyindeyken kollar açılmamalı. Zira köpekbalığı dalgıcın
siluetini başka bir canlıya benzetip saldırabilir. Yasak
olmasına karşın halen kıyılarımızda dinamitle avcılık yapılmakta
ve bu olay pek çok köpekbalığını bir anda ortaya çıkan bol
besinden ve kandan dolayı ortama çekebilmekte. Unutulmamalı ki,
küçük boylu köpekbalıkları da böyle ortamlarda saldırgan bir
tutum sergileyebiliyorlar.
Tüm bunlara karşın köpekbalıklarının insanlarla karşılaştığında
gösterdikleri önceden kestirilemeyen davranışlar önerilen
korunma yöntemlerinin her zaman başarıya ulaşmasını
engelleyebiliyor.
Köpekbalığı
Saldırılarında Tedavi Yöntemleri
Köpekbalığı ısırıkları sonucunda genellikle büyük miktarda doku
ve kan kaybı söz konusu olur bu nedenle iki önemli probleme
karşı acil ve etkin tedbirler almak gerekir:
1- Kan kaybının kontrol edilmesi
2- Şokun önlenmesi
Şok durumu genellikle aşırı (0,5 lt'den fazla) kan kaybına bağlı
olarak gelişir. Böyle durumlarda derhal kanama durdurulmalı,
yaralı sıcak tutulmalı, hemen serum verilmeli, fakat çok
şiddetli şok geçiren bir yaralıya kesinlikle ağızdan hiçbir şey
verilmemelidir. Kan dolaşımın normale dönmesi zaman alır. Bu
esnada derhal bir tıp merkezine başvurulmalıdır.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 421 Aralık-2002
Bülent Gözcelioğlu'na teşekkürlerimizle
Denizce

|