|

Yeşil yosunların
deniz akıntılarına kapılarak hiç bilinmeyen bir dans yaparmış
gibi yavaşça salındığı mercan kayalığının dibinde sessizce
belirdi. Sabah mahmurluğu içindeydi. Kollarını bembeyaz kumlara
özgürce yaydı. Mavi suları geçerken keskinliğini yitiren ama
yine de parlak güneş ışınlarının altında kahverengi, daha çok
kızıl kahverengi görünüyordu. Başına doğru turuncu ve beyaz
lekelerden oluşmuş süsleri vardı. Sonra hâlâ uykulu iri
gözlerini ansızın açtı. Sarı renkli gözlerinde, metrelerce
uzaktan bile rahatlıkla görünebilen zeki kıvılcımlar yanıp
sönüyordu. Onu o haliyle gören biri, muzipçe ‘güldüğüne’ yemin
edebilirdi.

Çok yavaş ama
uyumlu bir şekilde döndü. Vücudunun yakıcı kahverengisi hızla
soldu. Önce sarı ve gri benekli oldu. Sonra buz beyazı rengine
büründü. Vücudu kusursuz bir aerodinamik şekil aldı ve hızla
denizin jilet mavisi derinliklerine daldı. Yüzerken çıkardığı
binlerce kristal köpük arasından, şimdi iyice beyazlaşmış upuzun
kollarıyla uyumlu dansını yapıyordu. Ahtapot, beyaz bir ışık
topu halinde derin maviliklerde kayboldu...

Kırk sekiz saat
boyunca karada yaşayabilecek kadar dirençli, bir anda ortadan
kaybolabilecek kadar marifetli, hiçbir şey hissetmeden ateşin
içinden geçebilecek kadar dayanıklı, denizlerin sekiz kollu en
zeki canlıları olan ahtapotlardan söz ediyoruz.

Zoologlar;
omurgasızlar arasında tam donanımlı bir beyin yapısına sahip tek
canlı olarak gösteriyor ahtapotları. Hayati tehlike yaşadıkları
bir yeri, aradan yıllar geçse bile yeniden gördüklerinde
tanıyabiliyor ve oradan hemen uzaklaşıyorlar. Bir kaza ya da
saldırı sonucunda kollarından birkaçını yitirirlerse, kısa bir
süre içinde o kolları yeniden ‘yaratabiliyorlar'.

İnsanlar için
tamamen zararsız olan ahtapotlar, güçlü kollarını avlanma ya da
korunma için kullanıyorlar. Görme yetenekleri omurgalılarla
kıyaslanabilecek kadar yüksek. Kafalarından çıkan ve uzunluğu
türlere göre değişen, vantuzlarla donatılmış güçlü kolları
ahtapotun en önemli silahı ve korunma organı. Bu kolların
gücünden etkilenen Victor Hugo bile ‘Denizin İşçileri’ adlı
romanında onları şöyle betimlemiş, “deri gibi elastik, çelik
kadar sert ve gece gibi soğuk”.
Sabır ve Zekâ
Küpü
Ahtapotun her
bir kolunda tek ya da çift sıra halinde dizilmiş yaklaşık iki
yüz kırk civarında vantuz bulunuyor. Saklandığı yer ile mükemmel
bir uyum gösterecek şekilde renk değiştirebiliyorlar ve en
önemlisi de hareketsiz bir şekilde saatlerce avlarını bekleyecek
kadar sabırlılar. Daha çok yengeç, ıstakoz ve midye gibi kabuklu
deniz hayvanlarıyla besleniyor. Avlanma sırasında sabrın yanı
sıra yüksek bir zekâ da gösteren ahtapot, çok değişik yöntemler
uygulayabiliyor. Mesela, güçlü kaslara sahip olduğundan
kabuklarının açılması oldukça zor olan midye gibi hayvanları
avlamak için herhangi bir güç gösterisine girişmiyor.

Sadece onun
yanına sakince uzanıp beklemeye başlıyor. Bazen saatlerce süren
bu bekleyişin bir anında, midye beslenmek amacıyla kısa bir süre
için kabuğunu açınca, ahtapot küçük bir taşı hemen kabuğun
arasına koyuyor ve midyenin kabuklarını yeniden kapatmasını
engelliyor. Ondan sonrası ahtapot için tam bir ‘Tiffany’de
Kahvaltı'. Ahtapotların zorlu avlar için kullandığı iki ölümcül
silahı var. Ağız boşluğunun ortasında yer alan gagası ve
gerektiğinde salgıladığı bir tür zehir. Gagası, en sert ve kalın
kabukları bile kırabilecek kadar dayanıklı ve keskin. Tükürük
bezlerinden salgıladığı zehir ise avın sinir sistemini etkiliyor
ve kısa sürede ölümüne neden olabiliyor.
Duman Perdeleri
Besin değeri
yüksek olan ahtapotun her dönemde bir avcısı bulunuyor. Onlar da
avcılarından kurtulabilmek için çeşitli savunma organları
geliştirmişler. Renk değiştirme ve kamuflaj yetenekleri ile
solungaçları arasında yer alan bezlerden salgıladığı mürekkep
ahtapotların en önemli savunma araçları. Ünlü deniz bilimci
Jacques-Yves Cousteau, “mürekkep fışkırtmanın ahtapotu gizleyen
bir duman perdesi olduğunu düşünüyorum, çünkü salgı su
içerisinde dağılmadan kuyruklu bir gölge gibi asılı kalıyor ve
bu da ahtapotu gizleyecek kadar küçük bir siluet” diyor.

Mürekkep,
ahtapotların en büyük düşmanı olan müren balıklarının da koku
alma duyusunu saatlerce felç edebilecek güce sahip. Birçok
avantaj sağlasa da mürekkep, aynı zamanda ahtapotun sonunu
getirebilecek kadar da tehlikeli bir silah. Mürekkebi
fışkırttıktan sonra kaçan ahtapot kendi bıraktığı bu bulut
içerisinde birkaç dakika kalacak olursa zehirlenerek ölebiliyor.
Ahtapotlar, ıslak beze sarılırsa karada 48 saat boyunca
yaşayabilme becerisini de gösterebiliyorlar.
Anne Ahtapotun
Fedakârlığı
Ahtapotlar,
yaşamları boyunca sadece bir kez eşleşiyorlar. Utangaç erkek
ahtapot, dişi olana dokunduğunda kızarıp renk değiştiriyor. Dişi
ahtapot, döllenmiş yumurtaları salkımlar halinde diziyor. Her
salkımda 150-200’ü bulan yumurtalardan ancak birkaç tanesi ergin
bir ahtapota dönüşebiliyor. Dişi ahtapot kollarındaki ince
zarlar yardımıyla yumurtaları nazikçe tutup onların temiz
kalmalarına özen gösteriyor. Sifonu ile su akımı yaratarak
yavrularına oksijen veriyor. Annelik ve fedakârlık duyguları çok
gelişmiş olan ahtapot, yumurtalarını bıraktıktan sonra yemekten
kesiliyor ve beş ay boyunca yavrularının yumurtadan çıkmasını
bekliyor. Bu fedakârlığın sonunda yavruları hayata merhaba
dediğinde, kendisi de hayata veda ediyor.

Hawaii dilindeki
karşılığı ‘kayıp giden hayalet’ olan ahtapotlar, kafadan
bacaklılar ailesindeki en gelişmiş sinir sistemine sahipler.
Deniz bilimcilerin çoğu, ahtapotu dünyanın en zeki omurgasızı
olarak tanımlıyorlar. Hatta zekâ seviyelerinin evcil kedilerle
eşit olduğunu söyleyenler de var. Deniz bilimci Neil Mc Daniel
onlar için “gözlerinde anlam dolu bir bakış var ve sanki bizleri
tanıyor gibi” diyor.

Keldağ’dan
Saros’a kadar her dalışımızda ürkek ama “beni görün” der gibi
fark edilmeyi bekleyen, sıcak bakışlarıyla bize eşlik eden ve
bize resmen poz veren bu sevimli ve zeki canlılara denizin
ruhundan selam olsun...
Kaynakça:
SkyLife -
Temmuz 2007
Tahsin Ceylan'a teşekkürlerimizle
Denizce

13.07.2007
|