|
İnsanoğlunun müdahalesiyle oluşan çevresel değişiklikler, belli
coğrafi alanlar üzerinde bulunan canlı türleri üzerinde farklı
etkiler yapar. Gerçekten de, Süveyş Kanalının açılması ve Assuan
Barajı'nın (Nil Nehri Üzerinde) inşasıyla, Doğu Akdeniz'de
önemli bir çevresel etki 19. yy'ın sonuna doğru başladı ve
bugüne kadar devam etti.
Öncelikle Akdeniz, Kızıldeniz ve aralarındaki bağı sağlayan
Süveyş Kanalı'nın kendine özgü özelliklerine bakmak, bu
denizlerde yaşayan her türlü canlı üzerinde yapılan incelemeleri
daha ilgi çekici ve anlamlı kılacak. Akdeniz, batıda Atlas
Okyanusundan doğuda Asya'ya kadar uzanan ve Avrupa'yı Afrika'dan
ayıran bir iç deniz. Bugünkü durumuyla oldukça küçük ve fazla
derin değil. Dünyanın en büyük iç denizi de diyebileceğimiz
Akdeniz'in, toplam alanı, Karadeniz dışında 2.5 milyon km2.
Derin ve karalar arasında uzunlamasına sıkışmış bir çöküntüyü
kaplayan Akdeniz'in, 1500 m olan ortalama derinliği, Atlantik,
Pasifik ve Hint Okyanuslarının yaklaşık 4000 m olan derinliği
ile karşılaştırıldığında çok az. Ancak, yine de epey derin olan
ve görece küçük kıta sahanlığına (kıyıya yakın verimli
balıkçılık alanları) sahip olan Akdeniz'i sığ olarak
nitelendirmek yanlış olur. Akdeniz kıta sahanlığının dar olması
balık populasyonunu olumsuz yönde etkilemekte. Yavru balıklar,
genellikle kıta sahanlıklarına yerleşip orada büyür. Fakat kıta
sahanlığı dar ve kıyının açıklarında akıntı olduğunda, bu sistem
gerektiği gibi çalışmaz ve yavru balıklar dünyaya geldiklerinde
barınabilecekleri çok geniş bir alan bulunmaz. Açığa giderlerse
akıntıyla baş etmeleri zordur. Bunun için, dar bir alanda
hayatta kalmaya çalışırlar. Bu durum da sayılarının artmasını
engeller.
Sıcak iklimin bir sonucu olarak, Akdeniz'in suyunun büyük kısmı
buharlaşır. Buharlaşma ile Akdeniz'in tuzluluğu ve yoğunluğu
artar. Genellikle buharlaşma yoluyla kaybedilen su, yağmur ve
nehir suyuyla kazanılandan daha fazladır. Akdeniz, buharlaşma
sonucu yitirdiği suyun ancak üçte birini akarsularla yeniler,
Atlantik Okyanusu'ndan Akdeniz'e sürekli bir yüzey suyu akıntısı
vardır. Saniyede yaklaşık 1 milyon m3 su, Cebelitarık
kanalıyla Atlantik Okyanusu'ndan Akdeniz'e geçer. Aynı anda daha
az bir miktar da, Akdeniz'den Atlantik'e geçer. Bu iki akıntı
farklı seviyelerde gerçekleşir. Düşük yoğunluğa sahip Atlantik
suyu, yüzeye yakın kısımdan; daha yoğun ve tuzlu su olan Akdeniz
suyuysa dipten geçer. Az miktarda su da Çanakkale ve İstanbul
Boğazları aracılığıyla Karadeniz'den gelir. Atlantik'ten gelen
su, Cebelitarık boğazından geçtikten sonra Afrika'nın kuzey
kıyısı boyunca ilerler. Tüm etkenler sonucunda, Akdeniz'in su
tuzluluk seviyesi sabit kalır.
Akdeniz, dünya denizlerine göre tuzlu bir denizdir. Ortalama
tuzluluk oranı % 0.38, okyanusta ise % 0.35'dir. Bu oran yağış
artışına ve buharlaşmanın azalmasına bağlı olarak batıya doğru
azalır. Cebelitarık boğazında % 0.36 iken, Kıbrıs'ın güneyinde %
0.39,5'e ulaşır. Büyük ırmakların ağzında tatlı su tuzlu suya
karıştığı için tuzluluk azalır.
Akdeniz'de, tuzlulukta olduğu gibi batıdan doğuya gidildikçe
yüzey sularının ortalama sıcaklığında bir artış görülür. Şubat
ayında sıcaklık, denizin batı tarafındaki yüzey sularında
ortalama 13-14 derece olduğu halde denizin doğu tarafında bu
değer 17 dereceyi geçer.
Ağustos ayındaysa batı kesimde ortalama 23 derece dolayında olan
yüzey suyu sıcaklığı, Doğu Akdeniz'de 25-28 derece dolayında
olur. Kış mevsiminde suların en soğuk olduğu mevsim Cenova
körfezidir. Akdeniz kıyılarında kış aylarında yüzey sularının
ortalama sıcaklığı, Fethiye-Anamur arası 15 derece; daha doğuda
16 derece oluyor. Ağustos ayındaysa sıcaklık batıda 26 derece,
doğudaysa 28 derece. Akdeniz'de önemli gelgit hareketleri yok.
Genellikle 20-30 cm civarında yüzey sularında değişme görülür.
Yalnız Tunus'un doğusunda 1 m, Gabes Körfezi'nde 2 m dolayında
yüzey değişimine rastlanıyor.
|
 |
|
Cebelitarık Boğazı'nın ve boyutlarının başka önemli etkileri
de var. Boğaz, dar (7 mil) olmasının yanı sıra sığ (350 m)
olduğundan, Akdeniz ve Atlantik arasında yüksek bir eşik işlevi
görüyor. Bu eşik, Akdeniz sahillerinin sahip olduğu özellikleri
açıklıyor. Bu eşiğin varlığı, derin sularda görülen bir diğer
önemli olgunun da nedeni. Böyle bir eşiğin Akdeniz ve çevresi
gibi kapalı bir havzayı okyanustan ayırdığı yerlerde, havzanın
dibindeki suyun sıcaklığı aynı olur. Bunun sonucunda 300
metrenin altında yaşayan Akdeniz canlıları 13°C sabit sıcaklıkta
yaşarlar. Bu durum, sıcaklığı 1000 metrede 5°C 'ye düşen
Atlantik ile büyük bir tezat oluşturuyor. Bu nedenle,
Atlantik'te yaşayan derin deniz canlılarının Akdeniz'de
yaşamaları zor.
|
Bu nedenle Akdeniz derin deniz canlıları açısından oldukça
fakir. Atlantik'in suyu, daha soğuk olmasının yanı sıra besin
açısından da daha zengin.
Bu farklılık, küçük
denizlerin maruz kaldığı kirlilik gibi yeni olgulardan oldukça
farklı olarak, Akdeniz'in verimliliğini kısıtlayan bir diğer
etken. Bunların yanında Akdeniz'de bitkileri besleyen fosfat,
nitrat ve nitrit gibi maddeler az bulunuyor. Başka denizlerde
olduğu gibi, bunların oranları mevsimlere göre değişip
genellikle ilkbaharda artıyor. Akdeniz'de besleyici maddelerin
azlığının en önemli nedeni, Akdeniz suyunun ana bölümünü
oluşturan Atlantik'ten gelen yüzey suyunun bu maddeler açısından
zengin olmayışı. Besleyici maddelerin azlığı, suda yaşayan canlı
türlerinin de azlığına neden olur. Bununla birlikte Akdeniz'deki
türlerin dağılımını farklı derinlikler, maksimum ve minimum
sıcaklıklar ve sudaki plankton(*)
miktarı gibi doğal olgular
etkilemekte. Bu nedenle Akdeniz ve Karadeniz'de çok sayıda türün
yaşamasına karşın, bunlar aynı değil. Bu arada doğu havzasında
sadece Hint Okyanusu ve Pasifik'ten gelmeyen ve Akdeniz'in
şimdikinden daha sıcak olduğu bir dönemden kalan birkaç türle,
batı havzasında şüphesiz Cebelitarık yoluyla Atlantik'ten gelen
fakat Sicilya Kanalı'nın diğer tarafına geçmeyi göze alamayan
birçok Atlantik türü de yaşamakta.
Kızıldeniz, Asya ile Afrika kıtaları arasında kalan, yaklaşık
2300 km uzunluğunda ve en geniş yeri 350 km olan bir iç deniz.
Yüzeyde tropik bir iklime sahip olan Kızıldeniz'de su sıcaklığı,
kışın 18-21C, yazın ise 21-28°C civarında oluyor. Kızıldeniz,
çok küçük kanal ve boğazlarla Akdeniz ve Hint okyanusuna bağlı.
Az sayıda akarsuyun döküldüğü ve buharlaşmanın yüksek olduğu
Kızıldeniz gibi denizlerde tuzluluk oranı %0 40'a, hatta daha
yukarı çıkabilir. Kızıldeniz çok yüksek bir biyolojik
çeşitliliğe sahip. Bitki ve hayvanlarıyla dünyada az bulunan bu
çeşitlilik, aynı zamanda dalıcılar için bir sualtı cenneti.
Süveyş kanalı, Akdeniz ile Kızıldeniz'i birleştiren 161 km.
uzunluğunda yapay bir suyolu. Kanalın genişliği 70-125 m
arasında değişiyor. Derinliği 11-12 m.
Kanal, Süveyş Körfezi ve Kızıldeniz arasında, balıkların ve
suyun herhangi bir engelleme olmadan geçebildiği bir bağlantı
oluşturuyor. Kanaldan geçen suyun miktarı önemli değil; ama son
yıllarda Süveyş Kanalı'ndaki acı göllerin tuzluluk seviyesinin
değişmesi nedeniyle artan balık trafiği önemli. Önceleri bu
göller kanal aracılığıyla Kızıldeniz'den Akdeniz'e geçecek
türler için çok tuzluydu. Fakat şu anda 100 yaşında olan kanalın
seyreltici etkisiyle göllerin tuzluluk seviyesi düşmüş
bulunuyor. Örneğin, Doğu Akdeniz'de artık çok sayıda Siganus
rivulatus yani sokar balığı yaşamaktadır. Ayrıca, paşa barbunu
olarak bilinen Hint - Pasifik türleri olan Upeneus moluccensis
de buralarda yaşamaya başlamıştır.
|
 |
|
Plankton(*), larva halindeki balıkların, derin denizlerde yaşayan
balıkların ve yetişkin balıkların temel besin kaynağıdır. Az
olduğu yerlerde tüm balık populasyonu bu olaydan etkilenir.
Doğrudan planktonla beslenmeyen balıklar da bu besin
zincirinin başka bir aşamasında bunun yokluğunu hissederler.
|
Volga ve Tuna gibi önemli nehirlerle beslenen Karadeniz plankton(*)
açısından zenginken, Akdeniz oldukça fakir.
Akdeniz'in ünlü maviliği ve
berraklığı da bu yokluğun göstergesi. Dolayısıyla Akdeniz
insanları cezbederken balıklar için bir çölden farksız durumda.
Akdeniz'de Yaşayan Türlerin Dağılımı
Akdeniz, doğu ve batı olmak üzere iki büyük havzaya ayrılıyor.
Bu iki havzayı birbirinden ayıran, Sicilya'dan Tunus'a kadar
uzanan bir yükselti (en derin yeri 430 m). Akdeniz'in bu iki
havzasının hayvan ve bitki türlerinde farklılıklar olduğu
biliniyor. Derinlik açısından bakıldığında, doğu ve batı
arasında önemli bir fark bulunmuyor. Her iki havzada da kıta
sahanlığı aşırı kullanılmış ve doğu havzasındakiler
batıdakilerden daha kötü durumda. İki havza arasındaki tuzluluk
farkı, türlerin dağılımı açısından önemli bir etken
oluşturmuyor.
Türlerin bolluğuysa, batıdan doğuya doğru bir azalma gösteriyor.
Bunun nedeni, doğu kısmının daha sıcak ve daha tuzlu olmasının
yanı sıra barınacak yerlerin azlığı da olabilir. Aynca, kuzeyden
güneye doğru da tür sayısında bir azalma görülüyor. Öte yandan,
doğuda oldukça yaygın bulunan türlerin batıda ya çok az, ya da
hiç olmadığı gibi, sadece Akdeniz'in güney kıyılarında bulunan
türler de var.
Son
zamanlarda Akdeniz'e giriş yapan Lessepsian, türler doğu
Akdeniz'de sıcak, tuzlu
ve
mesken edinilebilir uygun habitatlara giriş yapıp batıya doğru
yayılım gösteriyorlar. Örneğin, bir deniz çayırı türü olan
Hephila sitiplacea Akdeniz'e giriş yaptıktan sonra batıya doğru
hızla yayılarak, Malta adası civarına kadar gelmiş durumda. (Bu,
Süveyş Kanalı açıldıktan sonra Akdeniz'de 1985'de ilk resmi
kayıt olarak verilen tür).
Akdeniz'e Yabancı Balık Göçü
Akdeniz'in balık türlerine göz attığımızda büyük bir kısmının
Atlantik ya da Sarmatik deniz (25 milyon yıl önce bugünkü
Akdeniz'in kuzeyinde kalan bir deniz) kökenli olduğunu görürüz.
Süveyş Kanalı'nın açılması ve Hint-Pasifik kökenli türlerin
girmesiyle de balık faunası bugünkü biçimini almaya başlamış
bulunuyor.
Son
zamanlarda Kızıldeniz kökenli türlerin sayısında önemli ölçüde
artış olduğu ve sürekli yeni tür girişinin olduğu yeni
çalışmalarda ortaya çıkıyor.
Süveyş Kanalı'nın açılmasından 33 yıl sonra 1902'de Hayfa'dan
(İsrail) ilk Lessepsiyan balık türünün varlığı bildirilmiştir.
Bu, bir gümüş balığı olan Atherinomus lacunosus. 44 yıl
sonraysa, (1913) Sorsogona prionata ikinci Lessepsiyan balık
türü olarak bildirilmiş. Lessepsiyan tür olarak
isimlendirilmesinin nedeniyse, Süveyş Kanalı'nın tasarlayıcısı
Ferdinand Vicomte de Lesseps anısına bu ismin verilmiş olması.
Akdeniz'deki Atlantik Kökenli Balıklar
Deniz suyundaki sıcaklık değişimleri, göçmen türlerin
populasyonunda önemli rol oynamakta.
Coğrafi yapı, yüksek sıcaklık ve tuzluluk, düşük besin miktarı
ve oksijen Doğu Akdeniz'de düşük biyolojik çeşitliliğe neden
olmakla birlikte göç sayesinde bu durum biraz dengeleniyor. Doğu
Akdeniz'in coğrafi özellikleri, Kızıldeniz'e az çok benzemekte.
Bu da, yüksek sıcaklık ve tuzluluğa alışkın olan türler için, bu
pek yabancı olmayan ortama uyumu oldukça kolaylaştırmakta.
Akdeniz'in Denizel Bitki ve Hayvanlarının Kökeni
Bugün Akdeniz'in hayvan ve bitkileri dört farklı gruptan
oluşuyor. %62'lik büyük bir kısmını, doğu Atlantik kökenli
türler oluşturuyor. Bu gruba Atlanto-Mediterranean elementi
denir. %29'luk bir kısımsa, Akdeniz endemiği. (endemik:
dünya üzerinde sadece belli bir bölgede yaşayan canlılara
verilen isim). %13'lük bir kısım da, kozmopolitan türlerden
oluşuyor ve bu türlere okyanusların büyük bir kısmında da
rastlanılıyor, %5'lik küçük bir kısmı Süveyş Kanalı'nın
açılmasıyla birlikte Akdeniz'e giriş yapan Hint - Pasifik
kökenli türler meydana getiriyor.
|
 |
|
Aslında türlerin bu kadar çeşitli olması, Akdenizin evrimsel
tarihinin bir sonucu. Bundan 65 milyon öncesine kadar,
Akdeniz'in yerinde Tethys denizi denen ve batıda Atlantikten
doğuda Pasifik'e kadar uzanan bir deniz vardı. Zaman
içerisinde çeşitli yer hareketleri sonucunda Cebelitarık
Boğazı'nın açılması, |
Atlantik ile Akdeniz arasında bir ilişki kurulmasına neden oldu
ve Atlantik kökenli türlerin Akdeniz'e geçişi sağlandı.
Öte yandan, Anadolu kara parçası yükselmeye başladı ve
Karadeniz'le Hazar Denizi Akdeniz'den ayrıldı. Karadeniz,
Çanakkale ve İstanbul Boğazı aracılığı ile bağlantıyı devam
ettirdi.
Günümüzde, Akdeniz'de Tethys Denizi'nden kalan ''kalıntı türler"
de var. Neptün çayırı olarak bilinen Posidonia oceanica gibi.
Lessepsian Göçün Önemi
Kanalın açılmasıyla birlikte Hint Okyanusu ile Akdeniz arasında
bir ilişki de sağlanmış oldu. Ekonomik olarak büyük kazançlar
sağlayan bu mühendislik harikası için hesaplanmayan tek şey
vardı: Farklı ekosistemlere sahip tropik özellikte
Kızıldeniz'le, alt tropik olan Akdeniz ekosistemin birbiriyle
karıştığında ne gibi sonuçlar doğurabileceği.
Kanalın açılmasıyla birlikte birbirine karışan bu ekosistemde
karşılıklı göçler başladı ve çeşitli plankton, algler, deniz
bitkileri, süngerler, karidesler, yengeçler, yumuşakçalar,
balıklar gibi bir çok canlı, iki deniz arasında geçiş yaptı.
Son
kayıtlara göre 60 civarında balık türünün Akdeniz'e giriş
yaptığı bilinmekte. Ülkemizdeyse, 40 civarında Lessepsian balık
türünün kıyılarımızda yayılış gösterdiği biliniyor. Bunların
içinde ekonomik değeri olan paşa barbunu, sokar, orfoz gibi
türler de bulunuyor.
Kızıldeniz kökenli türlerin Akdeniz'deki ekolojik rolleri henüz
tam olarak bilinmemekle birlikte büyük bir etki yaptığı da
görülmüyor. Kızıldenizli olan türlerin Akdeniz'e girdikten
sonraki davranışları, biyolojilerinde herhangi bir değişiklik
olup olmadığı, türlerin bölgedeki durumları henüz tam olarak
bilinmediğinden, Akdeniz ekosistemine de ne gibi etkiler
yapabileceği şimdilik bir soru. Ama yine de bilinen olumlu ve
olumsuz etkiler yok değil. Örneğin, Rhopilema nomedica türü
deniz anası, Kızıldeniz'de yaşayan ve oldukça tehlikeli olan bir
tür. Hayvan Akdeniz'e girdikten sonra balıkçılık, turizm ve
insan sağlığı üzerine oldukça olumsuz etkiler yapmış bulunuyor.
Bunun yanında, yüksek ekonomik değeri olan pek çok balık türünün
de balıkçılık açısından olumlu etki yaptığını vurgulamak gerek.
1940'lı yıllarda barbun, İsrail kıyılarında toplam balık
avcılığının % 10-15'ini oluştururken, 1955 yılındaysa bu oran %
80'lere kadar yükselmiş. Ülkemizdeyse, son zamanlarda İskenderun
Körfezi'nde balıkçı ağlarına yakalanan balıkların %80'ini
Kızıldeniz kökenli türler oluşturmakta. Özellikle, son 10 yılda
Kızıldeniz kökenli türlerin sayısında önemli ölçüde artışlar
görüldü. Bunun yanında, Akdeniz'de tür çeşitliliği Süveyş
kanalının açılmasıyla başlayan göçle artmaya başlamış durumda.
Son zamanlardaysa Lessepsian göç sayesinde Doğu Akdeniz'de
egzotik türler baskın tür haline geçmeye başlamış bulunuyor.
Ekonomik değeri olanların sayısı da artış gösteriyor.
Sonuç olarak, Kızıldeniz'in Süveyş aracılığıyla Akdeniz'e
açılmasıyla her yıl 5 ile 10 yeni tür Kızıldeniz'den Akdeniz'e
girmekte. Bu nedenle Doğu Akdeniz'in hayvan varlığının %10'unu
daha şimdiden Hint - Pasifik kökenli türler oluşturmakta.
Bu
göç sonucunda belki de Akdeniz tarih öncesi zamanlarındaki
zengin deniz yaşamına dönecek.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 416 Temmuz-2002
Bülent Gözcelioğlu'na teşekkürlerimizle
Denizce

(*)
Plankton çoğul /
Plankter tekil |