|
Doğada çok çeşitli canlıların yaşadığı, her
canlının kendine özgü bir yapısı, şekli olduğu, bilinen bir
gerçek. Çeşitlilik, biyolojik sistemlerin en önemli
özelliklerinden biri. Bugün dünyada 380 bin bitki türü, 1,5
milyon civarında hayvan türü, bilimsel olarak tanımlanıp
isimlendirilmiş durumda. Birçoğu da hâlâ keşfedilmeyi
beklemekte.

İnsanoğlu doğadaki canlılardan çeşitli şekillerde
yararlanıyor. Ancak, insana zararlı ve zehirli olan türler de
yok değil. Bu nedenle insanın, bulunduğu çevredeki zararlı ve
zehirli canlıları da tanımasında yarar var. Bitkilerde zehirli
olan türlere baktığımızda düğünçiçeği, yılanyastığı, gölevez
(fil kulağı) gibi birçok zehirli bitki görüyoruz. Bu bitkilerden
bazılarının yaprakları, bazılarının kökleri zehirli. Bazılarının
(gölevez) zehir etkisi, pişirildiğinde kayboluyor. Bazılarınınsa
hiçbir şekilde yenmemesi gerekiyor. Zehirli hayvanlar denince de
akla ilk gelenler yılan, akrep ve böcekler. Bunların yol açtığı
zehirlenmeler, hayvanın kendisini korumak için saldırmasıyla
gerçekleşir.
Zehiri kısaca,
organizmaya girince kimyasal etkide bulunarak fizyolojik
görevleri bozan (genelde kan hücrelerinden eritrositleri
patlatarak oksijen taşınmasını engeller ve doku oksijensiz
kalır) ve
miktara bağlı olarak canlıyı öldürebilen madde olarak
tanımlayabiliriz.
Bugün ülkemizde yaşayan ve denizle ilişkisi olan
herkesin potansiyel olarak zehirli bir deniz canlısı tarafından
sokulma olasılığı var. Bilinçsizlik, merak, dikkatsizlik bu
olasılığı arttıran etkenler. Ama tedbirli davranarak bu
istenmeyen durumları kolayca önlemek mümkün.
Canlıların, geçirdikleri milyonlarca yıllık evrim
sırasında karşılaştıkları sorunlara buldukları çözümler ve
kazandıkları deneyimler, gen olarak kodlanıp depolanır.
Çözümlerden biri de zehir üretimi.
Deniz canlıları bilindiği gibi birbirleriyle bir
yarış ve mücadele içindeler. Her tür, bu mücadelede diğer
türlere karşı üstünlük ve avantaj sağlamak amacıyla çeşitli uyum
süreçleri ve evrimsel değişiklikler geçirmiş durumda. Canlılar
arasındaki ilişkilerin en önemlilerinden biri de av-avcı
ilişkisi. Avcı tür, besinini oluşturacak avı yakalama ve yeme
yönünde uyum geliştirirken, av olan tür de avcı türe karşı
kendini koruyabilmek için birtakım mekanizmalar geliştirir.
İşte zehir üretimi, korunma amacıyla geliştirilen
bu mekanizmalardan biri.
Denizanaları ve Hidroidler
Ülkemiz denizlerinde zehirli omurgasız hayvanlar
grubuna giren canlı türlerinin sayısı oldukça az. Bazılarının
zehir etkisi hafifken, az bulunan birkaç tür ciddi
zehirlenmelere yol açabilir; fakat öldürücü zehir etkisine sahip
canlılar ülkemiz kıyılarında yaşamaz. Ülkemizde en sık görülen
zehirli omurgasız hayvan,
denizanası
(Aurella aurita). Bunun
yanında dalış yapanların en sık rastladığı tür de
deniz çıyanı
(Hermodice carungulata).
Denizanalarının, hidroidlerin ve mercanların
içinde bulunduğu şubeye Cnidaria (Knidliler) denir. Şubenin bu
adı almasının nedeni, vücut üzerinde çeşitli yerlerde bulunan ve
"knidoblast" denen zehir hücreleri. Kapsül biçimindeki bu
hücrelerin içinde "nematosist" denen ve kıvrılmış tüp şeklinde
yakıcı bir yapı bulunur. Herhangi bir uyarıyla (örneğin bir
canlının teması) hücre patlar ve zehir temas eden canlıya geçer.
Bir denizanasında bu zehirli hücrelerden binlercesi bulunur.
Zehirlenmenin etkisiyse dokuya temas eden nematosistlerin
miktarına bağlıdır. Araştırmalara göre temas sonucunda
nematosistlerin %25'i patlar.
Bazı hidroid türleri zemine yapışık yaşarlar ve
bitkiye çok benzerler. Birçok dalgıç tarafından bitki zannedilen
ve zehirli olduğu pek bilinmeyen bu hayvanlara temas sonucunda
zehir, temas eden kişinin vücuduna aktarılır. Zehirin etkisi
türlere göre değişmekle birlikte genelde insanlar için büyük
tehlike yaratmaz. İlk temastan hemen sonra iğne batıyormuş gibi
bir acı hissedilir, ardından kaşınmalar başlar. Zamanla ağrının
etkisi geçer.
Denizanaları türleriyse denizlerde zemine bağlı
olmadan suda hareket halinde yaşarlar. Hareketleri daha çok
akıntılara, gel-git hareketlerine bağlıdır. Vücut yapıları
şemsiye şeklindedir. Şemsiyelerinin ucunda çok sayıda
nematosistin bulunduğu uzantılar vardır. Ana besinlerini
planktonlar oluşturur. Bunun yanında büyük türler, küçük
balıkları avlayarak beslenirler. Genel olarak saydam olan bu
hayvanlar bazen kirli-beyaz, mavi-beyaz olarak da görülürler.
Türkiye denizlerinde en sık rastlanan denizanası
türü olan
Aurella aurita,
denizle ilişkisi olan herkesin bildiği bir tür. Ortalama 25-30
cm olan vücut çapları en fazla 50 cm'yi bulur. Üreme
dönemlerinde üreme organlarının rengi, mor-menekşe rengini alır.
Tüm denizlerimizde bulunurlar. Bu türün yol açtığı
zehirlenmeler, genelde hafif kaşıntılar ve kızarıklarla
atlatılır.
Kıyılarımızda rastlanan diğer bir denizanası türü
Rhisostoma
pulmo'nun
vücut yapısı da çan şeklindedir. Bu türde uzantılar bulunmaz.
Nematosistler ağız kolları üzerinde ve şemsiyenin çevresinde
bulunurlar. Denizlerimizde yaşayan en büyük denizanalarından
biridir. Vücut çapı 70 cm'yi bulabilir. Planktonlarla
beslenirler.
Rhopilema nomadica
ise kıyılarımız için yeni bir denizanası türü. Dış görünüşü
Rhisostoma pulmo'ya çok benzeyen bu tür Mersin - Taşucu'nun
doğusunda, özellikle yaz aylarında daha fazla görülür ve
yüzücüler, balıkçılar ve dalgıçlar için potansiyel tehlike
oluşturur.
Denizanası ve Hidroidlerin Yol Açtığı
Zehirlenmeler
Belirtiler:
Türlere, mevsime, nematosistlerin nüfuz ettikleri bölgeye,
deriye nüfuz eden nematosist miktarına, zehirleyen türün
büyüklüğüne, bireyin bağışıklık sistemine ve yaşına (çok
yaşlılar ve çok gençler daha hassastır) göre değişiklik
gösterir. Genel olarak hidroid kaynaklı zehirlenmeler lokal deri
tahrikleriyle kendilerini gösterir. İlk anda ortaya çıkan
kaşıntı hissi birkaç saat içinde sona erer. Knidlilerin
uzantılarına temas eden bölge kızarır; su toplanması veya hafif
bir kanama da görülebilir.
Ciddi zehirlenmeler kas krampları, karında sertlik, dokunma
hissinde ve sıcaklığın algılanmasında azalma, mide bulantısı,
kusma, ciddi sırt ağrısı, konuşma zorluğu, istemsiz kas
kasılmaları ve nefes alma zorluğuna neden olabilir. Ölüm
olaylarına ender olarak rastlanır, fakat Akdeniz'de yaşayan
türler çok kuvvetli toksinler içermediklerinden böyle bir
tehlikenin olmadığı varsayılır.
Tedavi Yöntemleri:
Tedavi yöntemleri uygulanırken acının hafifletilmesi ve zehir
etkisinin azaltılması yönünde hedefler gözetilmelidir. Dünyanın
pek çok bölgesinde Knidlilerin neden olduktan zehirlenme
olaylarındaki en yaygın tedavi,
lokal olarak
amonyak
ve
sirke
uygulanmasından ibarettir. Ama genel olarak yapılması gereken
işlemler şöyle:
-
Deri hemen deniz suyuyla hafifçe yıkanmalıdır. Kesinlikle tatlı
su veya buz kullanılmamalı ve deri asla ovuşturulmamalıdır.
(Tatlı su kullanımı derideki patlamamış zehir hücrelerinin
patlamasına neden olabilir).
-
Acı veya kaşıntı sona erene kadar sirke, % 40-70'lik alkol veya
amonyak uygulanmalıdır. Tavsiye edilen bu çözeltilerin
bulunamaması durumunda idrar da kullanılabilir.
-
Eğer deride gözle görülebilen uzantılar, iplikçikler vs. varsa
çıplak elle dokunmadan bir cımbız yardımıyla deriden
uzaklaştırılmalıdır. Bu uzantıların alınması sırasında mümkünse
bir eldiven giyilmelidir. Uzantılar alınırken tahriş olan
bölgeye kuru kum serpilerek bölgenin daha sonra bir havlu
yardımıyla çok bastırmadan silinmesi de yararlı olabilir.
-
Tahriş olan bölgeye tekrar sirke uygulanmalıdır (15 dakika
boyunca). Ağızdan alınacak antihistaminik bir ilaç ve tahriş
olan bölgeye uygulanacak topikal bir krem yararlı olabilir.
-
Eğer uzantılar gözle temas ettiyse, gözler en azından 1-2 litre
tatlı suyla yıkanmalıdır.

Denizanası
(Rhisostoma Pulmo) |
|
Korunma Yolları:
Knidliler arasında bir dalgıç veya bir yüzücü için en fazla
tehlike oluşturan canlılar kuşkusuz denizanaları. Özellikle
fırtınalı havalardan sonra veya sıcak yaz aylarında
populasyonları artan denizanalarına ait bazı türlerin, bazen
metrelerce uzunluktaki uzantılara sahip olabildikleri göz
önüne alınırsa, hayvana yakın bir yerde olmanın zehirlenmek
için yeterli olduğu görülür. Aslında dalışlar sırasında
giyilen dalış kıyafetleri bu tür bir tehlikenin önüne
kolaylıkla geçebilir, ancak yüzücülerin böyle bir şansları
olmadığından denizanalarının bulunduğu bir ortamda denize
girmekten çekinilmelidir. |
Üreme dönemlerini geride bırakıp
kumsallara vuran denizanası ölüleriyse başka bir tehlike; çünkü
zehir hücrelerinin büyük bir kısmı halen etkin durumdadır ve
herhangi bir temas sonucunda zehirlenmek mümkün olabilir.
Denizanalarının büyük miktarlarda bulunduktan ortamlarda
vücutlarından kopan uzantılar ve iplikçikler de potansiyel bir
tehlike oluşturabilir; dalış kıyafeti giyilmesine rağmen açıkta
kalan el ve yüzün bu kopan parçalara teması hafif ve orta
şiddetli adlara neden olabilir.
Hidroidler iskele ayaklarında, teknelerin
altında, midye kabuklarının üzerinde ve buna benzer ortamlarda
yaşayabildiklerinden ve nispeten küçük boylu canlılar
olduklarından dikkatsizlik sonucunda zehirlenmeler meydana
gelebilir.
Halkalı Solucanlar
Halkalı solucanlar şubesinin bazı üyeleri de
zehirlidir. Bu şubenin üyeleri vücutlarını oluşturan halka ya da
segment dizileriyle tanınırlar. Halkalı solucanların en önemli
özelliklerinden biri, "seta" denilen kalın kıllarıdır. Bunların
dip kısımları deriden bir kese içerisinde bulunur. Bu keseler
kaslar yardımıyla içeriye ya da dışarıya doğru hareket
ettirilebilir. Bazı halkalı solucan türlerinin setalarının
içinde zehir bulunur. Kıyılarımızdaki en yaygın ve zehirlenme
olaylarına en çok neden olan zehirli halkalı solucan türüyse,
deniz çıyanı
(Hermodice carunculata).
Halkalı Solucanların Yol Açtığı Zehirlenmeler
Tedavi Yöntemleri:
-
Gözle görülebilen bütün zehirli kıllar bir cımbız yardımıyla
alınmalıdır.
-
Deri fazla sürtünmeden ve ovalanmadan kurulanmalıdır. Bunun en
sağlıklı yolu rüzgar yardımıyla veya bir saç kurutma makinesiyle
yapılan kurutmadır.
-
Bir selobantın yapışkan yüzeyi kılların üzerine denk gelecek
şekilde yapıştırılıp çekilerek, geride kalan kıllar alınmalıdır.
-
Tahriş olan bölgeye sirke, % 40-70'lik alkol veya amonyak
uygulanarak acının hafifletilmesi sağlanabilir.
-
Eğer tahriş olan bölgedeki acının şiddeti artarsa, bölgenin
üzerine lokal kortikosteroid içeren ilaçlar uygulanabilir.

Deniz Çıyanı |
|
Korunma Yolları:
Deniz çıyanları çok yavaş hareket eden canlılardır, bu
yüzden sadece dikkatsiz balıkadamlar için tehlike
oluştururlar. Özellikle yaz aylarında pek çok dalgıç, dalış
kıyafetleri olmadan dalış yapar. Kayalık bölgelerde
dolaşırken deniz çıyanlarının ortamda bulunabileceği düşünülerek
taşlara ve kayalara sürtünmekten kaçınılmalıdır. |
Bu hayvanın besinleri arasında leşler, ilk sırayı
alır. Bu yüzden sualtında ölü canlılara dokunmamak gerekir, keza
beslenme işlevini tamamlayan bir deniz çıyanı ölü canlıdan
ayrılmış olsa bile, setaları bu ortamda bulunabilir.
Balıkçı ağlarına yakalanan balıklar arasında da
çok sık görülen deniz çıyanları, ağdan balık toplarken de
zehirlenmeye neden olabilir.
Derisidikenliler
Bu şubenin en çok tanınan üyesi, deniz
kestaneleri. Derisidikenliler şubesinin ülkemiz kıyılarında
yaşayanları zehirli değil. Ancak yüzücüler ve dalıcılar için
sıklıkla yaralanmalara neden oluyorlar.
Derisidikenlilerin Yol Açtığı Zehirlenmeler
Tedavi Yöntemleri:
-
Yarada gözle görülebilen bütün diken kırıkları, dikenlerin
kırılmamasına ve yaranın içine daha çok girmemesine özen
gösterilerek dikkatlice çıkarılmalıdır.
-
Yaralanan bölge 43-45 °C sıcaklıktaki suyun içinde veya organın
dayanabileceği en sıcak suda 30-90 dakika bekletilmelidir.
Acının devam etmesi durumunda sıcak su tedavisi
tekrarlanmalıdır.
-
Deri içindeki pembe veya siyah renkli noktalar her zaman bir
dikenin varlığını göstermez. Dikeni çeviren koyu renkli
pigmentler, dikenin dokuya batmasıyla birlikte deriye nüfuz
ederek siyah noktaların oluşmasına neden olabilir.
-
Yaralar önce sabunlu su, daha sonra da temiz tatlı suyla iyice
yıkanmalı ve üzeri kesinlikle kapatılmamalıdır.
-
Yarada enfeksiyon belirtileri varsa bir tıp doktoru gözetiminde
antibiyotik tedavisine başlanmalı ve bu tedaviye 7-10 gün kadar
devam edilmelidir.
 |
|
Korunma Yolları:
Özellikle kayalık bölgelerde denize girerken dikkat edilmesi
gereken bu çantalar küçük bir dikkatsizlik sonucu istenmeyen
durumlara yol açabilir. Bunun için de eğer kayalık bir
yerlerde denize giriyorsak bastığımız yere dikkatli bakmalı,
mümkünse koruyucu ayakkabılar giymeliyiz. |
Ama bazen bu bile bir işe yaramayabilir. Aynı
durum, dalgıçlar için de geçerlidir. Kayalık bölgelerde dalış
yapılırken, iyi kamufle olmuş deniz kestaneleri dikkatsizlik
sonucu yaralanmalara neden olabilmektedir.
Zehirli Balıklar
Zehirli balıklar, birçok şekilde
sınıflandırılabilir. Bunlardan biri de zehiri kullanım şekline
göre aktif ve pasif zehirli balıklar şeklindeki sınıflandırma.
Dünya denizlerinde yaşayan balık türlerinin 225
tanesinin aktif zehirli olduğu tahmin ediliyor. Türkiye
denizlerindeyse yaklaşık 450 balık türünden yalnızca 26'sının
aktif zehirli olduğu bildirilmiş durumda.
Aktif zehirli balıklar, genellikle diken gibi bir
zehirleme aygıtına sahipler. Zehir dikenine, genellikle yavaş
yüzen, dibe bağımlı yaşayan türlerde rastlanır. Dibe bağımsız
yaşayan türlerdeyse bu tip uyumlar kuyruk bölgesinde bulunup,
çok ender olarak gözlenir. Ayrıca tropik ve ılıman bölgeleri,
zehirli balıklar açısından karşılaştırmak gerekirse: tropik
bölgelerde ılıman denizlere göre daha fazla zehirli tür
bulunduğu biliniyor. Ülkemiz sahillerinde bilinen en zehirli
balıklarsa
trakonyalar. Bu familyadan
varsam
balığı (Echiichthys vipera) gerek zehirinin şiddeti, gerekse
plajlara yakın bulunması bakımından en tehlikeli balık olarak
kaydedilmiş durumda.
Pasif zehirli balıklarsa, balığın yenmesiyle
pasif olarak toksik etki yaratan grubu oluşturuyor. Zehirlerini
etlerinde, kanlarında, deri ve yumurtalarında bulunduruyorlar.
Bu tip balıkların ürettikleri zehirler insan için tehlikeli,
hatta öldürücü düzeye varabiliyor. Ancak bazı türler, derileri
yüzülerek yenildiklerinde ya da haşlandıklarında zehir
etkilerini kaybediyorlar.
Zehirli Balıkların Yol Açtığı Zehirlenmeler
Tedavi Yöntemleri: Zehirli balık
çarpmalarında tedavi acıyı hafifletme, zehirin etkisini
önleme ve enfeksiyona karşı
önlem alma yönünde gerçekleştirilmeli ve tedaviye zaman geçirmeden derhal başlanmalıdır.
-
Yarada gözle görülebilen herhangi bir diken, deri parçası
veya yabancı bir cisim varsa yara temizlenmelidir.
-
Yarayı temizlemek amacıyla
temiz içme suyu tercih edilmelidir, yoksa deniz suyu kullanılabilir.
-
Yaralanan bölge dayanılabilecek
en sıcak suda 30-90 dakika bekletilmelidir. Acının
devam etmesi durumunda sıcak su tedavisi tekrarlanmalıdır.
-
Kanama yoksa, yaranın
üzeri
kesinlikle kapatılmamalı;
kanama varsa hemen durdurulmalıdır.
-
Yarada enfeksiyon belirtileri varsa bir tıp
doktoru gözetiminde tedaviye başlanmalıdır.

İğneli Vatoz |
|
Trakonya,
iskorpit
gibi, zehir aygıtları sivri ve küçük
olan balıkların
çarpması sonucu oluşan
yara
çoğunlukla
küçük
çaplı, nokta
şeklindedir.
Zehiri uzaklaştırmak
amacıyla yarayı
kanatmak oldukça güçtür. Bu durumda yara steril bir kesici aletle genişletilmeli ve mümkün olduğunca |
kanatılmalıdır. Yarayı
hemen tuzlu soğuk suyla yıkayarak
zehirden arınması
sağlanmalıdır. Soğuk,
damarları büzerek
zehirin yayılmasını
önlediği gibi hafif bir anestezik etki de yapar. Turnike uygulamak
da zehirin kan yoluyla vücuda
dağılmasına
engel olacağından yararlı
olacaktır. Fakat kan dolaşımına tamamen engel olmamak için
turnikenin beş dakikada bir gevşetilmesi
gerektiği unutulmamalıdır.
Korunma Yolları:
Trakonya,
üzgün, rina
ve
tiryaki
gibi balıklar
çoğunlukla kum ya da
çamura
tamamen gömülü olarak yatarlar. Bu tip balıkların
yayılım
gösterdiği
plajlarda dolaşan insanlar için
en büyük
tehlike, balıkların
üzerine
basmaktır. Bu nedenle plajlarda yürürken ayağı
zeminde sürümek
balıkların
ürküp kaçmasını
sağlayacak ve tehlikeyi kısmen
uzaklaştıracaktır. Bu tip balıkların
çok yaygın
olduğu plajlardaysa elde taşınacak
bir sopa yardımıyla
zemini yoklamak, balıkları
ürküterek kaçıracaktır. Zehirli balıkların
oluşturduğu
bir diğer tehlike de, bu balıkların
orta veya ağlarla yakalanması
sırasında
ortaya
çıkar. Balık
sudan dışarıya
çıkarılırken, korunma içgüdüsüyle dikenlerini, solungaç
kapaklarını
açar. Bu yüzden
zehirlenmeler genellikle dikkatsizce elleme nedeniyle balık
ağdan ya da oltadan
çıkarılırken
ortaya
çıkar.
Balıklar sınıfı genel olarak kıkırdaklı ve
kemikli balıklar olarak iki alt sınıfa ayrılır. Kıkırdaklı ve
kemikli balıklar arasındaki en büyük farklardan biri de; kemikli
balıkların çoğunda bulunan ve balığın su içinde hareket etmeden
dengede kalmasını sağlayan yüzme kesesidir. Kıkırdaklı
balıklarda yüzme kesesi yoktur. Bu nedenle orta suda hareket
etmeyen bir kıkırdaklı balık, ağır bir kütle gibi aşağıya doğru
batar. Yani kıkırdaklı balıklar hareket etmek zorundadırlar. Bu
nedenle dibe bağımlı olarak yaşamlarını sürdürürler.
İğneli vatoz,
rina
balıkları,
folya
ya da
çuçuna
balıkları,
inek burunlu vatoz
ve
kazıkkuyruk, ülkemizin
zehirli
kıkırdaklı
balıklarıdır. Bu balıklar 30 cm'den 400 cm'ye kadar
değişen vücut çaplarına sahiptirler. Yaşam alanları dibi kumlu,
çamurlu, yani yumuşak zemini olan sığ sahillerden, derinliği 200
metreye kadar olan alanlara kadar değişir. Zehirleme aygıtı
vücutla kuyruğun birleştiği bölgede bulunur. Zehirlenme,
genellikle bu hayvanın üzerine yanlışlıkla basılması sonucu
meydana gelir. Özellikle yazın dibi kumlu yerlerde denize
girenler bu tür bir tehlikeyle karşı karşıya kalabilirler.
Üzgün balıkları,
iskorpitler,
sokar balıkları,
tiryaki balıkları
ve
trakonya
balıklarıysa ülkemizin
zehirli kemikli
balıklarıdır.
Üzgün balıkları genelde derin sularda yaşarlar ve
zehir etkileri diğerlerine göre çok azdır. Bu nedenle yüzücüler
ve dalgıçlar için bir tehlike oluşturmazlar. Denizlerimizde 4
türü vardır. Boyları 5 - 50 cm arasında değişir.
Tiryaki balığı
kumlu ve çamurlu zeminlerde kendini zemine gizleyerek sadece
gözleri ve ağzın hemen yanında sahte yem olarak kullandığı deri
parçası dışarıda kalacak şekilde yaşar. Zehir etkisi diğerlerine
oranla daha azdır. Genelde 20-25 cm boylarındadır.
Sokar
balığıysa
Kızıldeniz göçmenidir. Ekonomik
değeri vardır. Boyu genellikle 15-20 cm arasında değişir. Diğer
zehirli balıkların aksine otçul olarak beslenen tek zehirli
balıktır. Sırt ve karın yüzgeçlerinin tümü zehir bezleri taşır.
Bir ilginç özelliği de öldükten sonra bile zehirinin, etkisini
dikenlerinde koruması. Bu yüzden balıkları ağdan alırken bile
zehirlenmek mümkün.
İskorpit
balıkları ülkemizde trakonyalardan sonra
en kuvvetli zehire sahip balıklardır. Boyları 5-50 cm arasında
değişir. Ekonomik değeri yüksektir ve ülkemizde oldukça fazla
miktarda tüketilir. Sırt, anal ve karın yüzgeçlerinin hepsi
zehir bezleri taşır. Genelde kayalık alanları yaşam alanı olarak
tercih ederler. En sığ yerlerden 2000 metreye kadar değişebilen
çok geniş bir yayılım gösterirler.
Trakonyalar
veya çarpan balıkları, ülkemizin en
zehirli balık grubunu oluşturur. Kumlu çamurlu zeminlerde
kendilerini zemine gömerek yaşarlar. En sığ sahillerden 150
metre derinliğe kadar dağılım gösterirler. Genel olarak yazın
sığ yerlere, kışınsa derinlere çekilirler. Sahillere
yaklaştıkları dönem, deniz faaliyetlerinin yoğun olduğu yaz
dönemine rastladığından yüzücüler, dalıcılar ve balıkçılar için
tehlike yaratırlar. Birinci sırt yüzgeçleri ve solungaç
kapağındaki yüzgeçler zehirlidir. Solungaç kapağının zehiri
diğerine oranla 10 kat daha güçlüdür. Dinlenme halindeyken sırt
yüzgeci ışınları yatık konumdadır. Ancak ürkütüldüğünde veya
tahrik edildiğinde yüzgeç ve solungaç kapaklarını açarlar.
Yapılan gözlemlerde, balığın, solungaç kapağı dikenlerini vücut
eksenine göre 35-400 açabildiği izlenmiş durumda. En hafif
dokunma bile bu balıkların kurbanlarını sokmaları için yeterli.
Yapılan bir araştırmaysa, zehirlerinin 0,0004 ml'sinin 250
fareyi öldürebilecek güçte olduğunu ortaya koymuş.
Alınan tüm önlemlere ve olanca dikkate rağmen
yine de bu zehirli canlılar tarafından sokulmak mümkün.
Zehirlenmeyle ilgili hiçbir şey bilmesek bile ülkemizde bu
konuda bize yardımcı olabilecek bir Zehir Danışma Merkezi var.
Herhangi bir zehirlenme durumunda (gıda zehirlenmesi, arı
sokması, yılan sokması gibi her türlü zehirlenmeye karşı) 24
saat faaliyette olan bu merkeze telefon edip doktor yardımıyla
ilk yardımı kendiniz yapabilirsiniz.
Zehir Danışma: O 800 314 79 00 (ücretsiz telefon)
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 414 Mayıs-2002
Bülent Gözcelioğlu'na teşekkürlerimizle
Denizce
 |