|

Otuz üç yıl süren saltanatıyla
yakın tarihimize damgasını vuran
Sultan
II.
Abdülhamid Han'ın Cuma
namazlarını eda ettiği Hamidiye
(Yıldız) Camii, onun
döneminde
hareketli günler yaşamıştı.
Cuma selamlığı sırasında Hamidiye
Camii üç sıra askerle
çevrilir, Yıldız'dan
Beşiktaş'a inen yokuşun sağındaki
meydanlığın önü, bir saf piyadeden
sonra atlı birliklerden oluşan
Ertuğrul ve Mızraklı alayları tarafından doldurulur,
arabalı ve yaya seyirciler
de bu süvari safları arkasında
yerlerini alırlardı.

Camiin, törenin yapılacağı yana bakan ön cephesi,
yolun kavislenmesine
göre alçaklı yüksekli bir setle çıkıntılıydı.
Bu seddin parmaklıkları
önünde Çırağan Karakoluna
(*) bağlı polis ve
jandarmanın safları
bulunurdu. Camiin bu cephesini kavisli
mermer merdivenler süslerdi.
Sultan Abdülhamid'in arabasına
binmesinden yaklaşık yirmi
beş dakika önce harem
arabaları cami avlusunda
protokole uygun bir şekilde sıralanır, başta daima
Valide
Sultan'ın arabası yer alırdı.

21 Temmuz 1905. Günlerden Cuma'ydı.
Sultan'ın arabası saray kapısında
göründü. Selam borusu çalındı. Asker hep bir ağızdan
"Padişahım çok yaşa!" diye bağırıyordu. Yabancı misyon
mensupları "Büyük Mabeyn" önündeki setlerin
üzerinde, Cuma selamlığını
izlemeye gelmişti.
Camiin avlusu da hıncahınçtı. Her cuma olduğu gibi selam borusu ve
marşlar üçüncü defa
çalınırken hünkar da Hamidiye Camii'nin
önüne ulaştı. Şeyhülislam
Cemaleddin Efendi,
Sultan'ı kapıda karşılayarak
içeriye buyur etti. Cuma namazı
kılındı.
Padişahın camiden dönüşü haber
verilince arabası binek
taşının önüne
getirildi. Asker safları nizam ve intizam vaziyeti aldı. Bütün
gözler caminin
kapısından görünmek üzere olan padişaha çevrildi. Tam o sırada,
seyirciler bölümünden, müthiş
ve şiddetli bir ses duyuldu. Göklere
doğru kalın ve siyah bir duman
bulutu yükseldi. Set
üstündeki polis ve jandarmalardan bir kısmı aniden
yere devrildi. Sultan Abdülhamid, Cuma selamlığı dönüşü
suikaste uğramıştı.

Ermenilerin düzenlediği bu bombalı
suikast denemesinden Padişah kıl
payı kurtuldu. Ne var
ki, patlayan saatli bomba, Hamidiye Camii'nin
ön cephesini tahrip etti.
Kavisli mermer merdivenler ve yağmur
cumbaları tamamen yıkıldı.
Avludaki saat kulesi
büyük zarar gördü. Camii Şerifin saray civarındaki
daireleriyle, umumi mutfağının
camları
paramparça oldu.
111
Yıllık
Saat Kulesi
Beşiktaş'tan Barbaros Bulvarı'nı izleyerek
Yıldız'a doğru tırmanırken,
başınızı yolun sağına çevirdiğinizde,
zarif bir minare ve yüksek kasnaklı bir tek kubbe
ile karşılaşırsınız. Bu
nefis yapı 1884-1886 yılları arasında
Sultan II. Abdülhamid'in saray
başmimarı Sarkis Balyan'a
yaptırdığı "Hamidiye"
ya da halk arasındaki
adıyla "Yıldız Camii"dir.
Camii çevreleyen demir parmaklıkların
arasındaki kalın demir kapıdan avluya girdikten sonra, camiin
iki yanında sağlı sollu beyaz mermer
merdivenler ve onların arasında yüksek bir taç kapıyla
göz göze gelirsiniz. Bu büyük
kapının üzerinde zafer takına benzeyen ince bir
süsleme bulunur. Süslemenin
hemen altındaki
mermer zeminde
"Besmelei Şerife" ile nefis bir hatla
yazılmış bir "Ayeti
Kerime" görülür.
Yıldız Camii karışık mimari tarzın
güzel bir örneğidir. Ortaköy'de bulunan
Mecidiye Camii tipindedir.
Camiin cümle kapısının yanındaki
pencereler de süslü ve demir kafeslidir.
Yıldız Üniversitesi tarafından,
avluya girilen demir kapının hemen
yanı başında sağda yer
alan dört cepheli saat
kulesinin saati, Sultan II. Abdülhamid'in 25. saltanat
yılı kutlamaları için özel
olarak sipariş
edilmiştir.
Sultan'ın Kâğıthane Köyü'nde zarif
bir köşkü vardı ve bu köşkün civarında
iyi bir memba suyu akardı. Abdülhamid, bu nefis suyu büyük
masraflarla İstanbul'un
birçok yerine
ulaştırmıştı. Saat kulesinin az ilerisinde,
duvar dibinde, avlunun batı kenarında, musluklarından Hamidiye
Suyu'nun aktığı, kubbeli minik bir çeşme yer alır.
Yıllarca bu camiin içinde, dışında ve şadırvanında
Hamidiye Suyu aktı... Ancak sonraları kaynağındaki
bozulma nedeniyle su kesildi.
(Şimdilerde, İstanbul
Belediyesi bu çeşmeye yeniden Hamidiye Suyu bağlama düşüncesindedir.)
Camiin içine girildiğinde orta yerde sedir
ağacından yapılmış, sağlı sollu
dört sütun göze çarpar. Bunlardan
ikisi sağda ve solda iki ayrı bölüm halindeki müezzin
mahfelinin hemen önünde yer alır. Diğer ikisi
ise birkaç
metre ileridedir.

Yüksek kasnaklı tek kubbenin askıda
kalması için yerleştirildiği görülen
bu sütunların üzeri olağanüstü
güzellikte
işlemelerle bezenmiştir.
Rengârenk boyalı ve işlemeli ahşap
sütunlar, kubbeye doğru ince ahşap
kemerlerle
birbirlerine bağlanmış, sütun başlıkları baklava biçiminde
üçgenlere bölünmüştür. Stalaktitli ve altın yaldızlı süslemeler,
camie apayrı bir güzellik katar. Bu tarz
bir mimari yapı başka hiçbir
camide
görülmez.
Cami dikdörtgen planlıdır ve
21,5x11 mt. boyutlarındadır. Duvarlar, önlü arkalı
birbirine paraleldir. Bu
paralellik yan duvarlarda
da görülür. Camiin on altı penceresi
vardır. Bunlardan dört tanesi
mihrabın sağ ve solunda yer alır.
Duvarların
zemine yakın olan kısmı çini motifleriyle bezenmiştir.
Vaaz kürsüsü
Mihrabın iki yanında, camiin yapımı
sırasında Londra'dan getirtilen
iki büyük saat yer alır. Vaaz
kürsüsü, 1,40 mt.
yüksekliğinde yekpare mermerdendir. Sanat değeri yüksektir.
Camiin yan duvarlarına isabet
eden yerin hemen arkasında
haremlik ve selamlık diye
ikiye ayrılmış bulunan "hünkâr mahfili"
vardır.

Yıldızlarla kaplı kubbe
Sedir ağacından yapılmış ve üzeri
yağlı boya ile süslenmiş sütunları izleyerek yukarı doğru
bakıldığında, masmavi zemini
ve parlak yıldızlarıyla
gözalıcı bir kubbe bizi karşılar. Yirmi pencereyle
aydınlanan kubbenin merkezine sülüs hatla ve altın
yaldızla "İhlası Şerife" yerleştirilmiştir. Kubbenin bütün
bölümleri düz mavi zemin
üzerine altın yaldızlıdır. Kubbe adetâ yıldızlarla dolu
bir gökyüzünü andırır.
Kubbe merkezinde asılı bulunan muhteşem avize,
Alman imparatoru
II. Wilhelm'in hediyesidir.
Avludaki beyaz mermerli merdivenleri
çıkarak ulaşılan kapılardan sağdakinden salona geçilir. Salon
kapılarından biri de minareye açılır.
Diğeri harem giriş kapısıdır. Buradaki odalardan biri
sultanların namaza hazırlanma odasına, diğeri ise hünkar
mahfilinin asıl harem kısmına açılır. Sultanların namaz
kıldıkları bu yerde, 1,90 mt. yüksekliğinde
beyaz fayanstan yapılmış, fevkalade süslü bir soba yer
alır. Sobanın üzeri altın yaldız işlemelidir.
Bu orijinal soba Yıldız Çini
Fabrikası imalatıdır.
Haremde sultanların namaz kıldığı
bölümün solundaki odalar ise hünkâra
aittir. Onun da avluda, camiin
sol tarafında mermer merdivenli bir girişi vardır. O
bölüm de iki odadan meydana gelir. Odalardan
biri hünkârın namaza
hazırlandığı, diğeri
ise şeyhülislamla sohbet ettiği
odadır. Orada da yine sanat kıymeti
çok yüksek beyaz bir çini soba
bulunmaktadır.
Sultan'ın yaptığı eserler

Sultan II. Abdülhamid'in büyük zaman
ayırdığı hobilerinden birisi de marangozluktu. Haremlik ve selamlığın
camiin içine bakan pencerelerinin
sedir ağacından işlenmiş olan
olağanüstü güzellikteki kafeslerini bizzat Sultan yapmıştı.
Camiin ön cephe duvarının ortasında
büyük bir ihtişamla yükselen mihrabın solunda, Sultan'ın kendi
tuğrasını taşıyan "kabartma bir
hattı" bulunmaktadır. Ayrıca
kendisinin Kur'an okuduğu "rahle" ile bir başka "hat
levhası" da yine
onun eseridir.
Halen içinde "Sakalı Şerif" saklanan,
"sedef kakmalı çekmece" de
II.Abdülhamid'in kendi ürünü
olan eserler
arasındadır.
Tavanla duvarın birleştiği yerin
biraz altından, müezzinler mahfilinin üzerinden başlamak üzere,
kûfi yazıyla yazılmış ve duvarları çepeçevre kuşatan "Mülk
Suresi" yer alır. Kırk santim genişliğindeki bu kuşak yazısı,
camideki diğer hatlarla büyük bir uyum içindedir. Camideki sülüs
hatların büyük kısmı hattat Abdülfettah Efendi'ye aittir. Camiye
sonradan ilave edilen hatlar Hafız Osman'ındır. Camiin duvar
süslemeleri arasında yer alan "İnna Erselnake" yazılı levha da
oldukça dikkat çekicidir. Sarayın mızıka çavuşlarından birine
ait olan kabartma levha camideki kıymetli eserlerdendir.
Camideki değerli eşyalar arasında, sürre alayı ile getirilen
Kâbe örtüsünün dörtte biri de vardır.
(*) Çırağan Karakolu;
Beşiktaş-Ortaköy yolu üzerinde bulunan Yıldız Parkı'nın
girişinde solda, Küçük Mecidiye Camii'nin karşısındadır.
Yazı
: Can Alpgüvenç
Fotoğraflar: Mehtap Yücel
Kaynakça:
Sea Life
Ocak-2003 No 16
Can Alpgüvenç'e teşekkürlerimizle
Denizce
 |