|
Ekosistem
Nedir?
Canlı organizmalarla cansız çevre elementleri birbiriyle sıkı
sıkıya bağlıdır. Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde
birbirlerine etki yapan canlı organizmalarla, cansız maddelerin
bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir. Ekosistem
yaklaşımı, bireysel organizmalar ya da topluluklardan çok tüm alanın
işlevlerinin nasıl olduğuyla ilgilenir. Bir alandaki canlı
organizmalar ve cansız çevreleriyle olan ilişkilerine bakar. Bir
ekosistem, temel olarak abiyotik maddeler, üreticiler, tüketiciler
ve ayrıştırıcılardan oluşur. Ekosistemlerde yaşam, enerji akışı ve
besin döngüleriyle sürer. Açık bir sistem olan ekosistemde, enerji
ve besin giriş-çıkışı süreklidir.

Beslenme
İlişkileri
Bir ekosistemde, enerjinin taşındığı organizmalar dizisine
besin zinciri denir. Besin zinciri, güneşten gelen enerjinin
fotosentez yoluyla kullanılmasıyla başlar. Bunlara üreticiler denir.
Üreticiler otçullar tarafından, otçullar da etçiller tarafından
yenir. Bazı türler hem bitkiler hem de hayvanlarla beslenir. Bunlara
hepçil denir. Besin zincirindeki her bir beslenme basamağı trofik
düzey olarak adlandırılır. Yani, tüm üreticiler birlikte birinci
trofik düzeyi, tüm otçullar ikinci trofik düzeyi ve tüm etçiller
üçüncü trofik düzeyi oluştururlar. Beslenme ilişkileri, çoğunlukla
bundan daha karmaşık bir yapıdadır. Yani, karmaşık olarak birbirine
geçmiş pek çok besin zinciri bulunur. Bunların tümüne besin ağı
denir. Çoğu ekosistemde, başlıca iki besin ağı bulunur. Otlayan
(grazing food web) besin ağı, herbivorları ve daha yukarıda yer alan
beslenme düzeylerini kapsar. Detritus besin ağı da, atık ürünler ya
da ölü dokularla beslenen organizmaları ve bunlarla beslenen daha
üstteki düzeyleri kapsar.

Enerji Akışı
Canlılar arasında enerji akışı besin zincirleriyle sağlanır.
Güneşten gelen enerji, yaşayan sistemlere bitkilerin, bazı
bakterilerin ve protistlerin yaptığı fotosentez sonucu girer. Güneş
ışığının %4’ü bitkiler tarafından yakalanır ve yakalanan enerjinin
yarıdan fazlası solunumda kullanılır. Solunumda kullanılan enerji,
ısı olarak kaybedilir. Bu nedenle, diğer organizmalar tarafından
kullanılamaz. Kalan yarısı da, bitki dokularına dönüştürülür. Bitki
dokularındaki enerjiye doğrudan ulaşabilen iki çeşit organizma
bulunur. Bunlar canlı bitki üzerinden beslenen otçullar
(herbivorlar) ve ölü bitkilerle beslenen ayrıştırıcılardır. Çoğu
ekosistemde, enerjinin önemli bir kısmı ayrıştırıcılar tarafından
alınır. Örneğin, bir otlakta bitkilerdeki enerjinin yalnızca %10’u
otlayan hayvanlar tarafından alınır. Otçullar, aldıkları enerjinin
çoğunu solunumda vücut bakımı için kullanır. Geri kalan, otçulların
biyokütlesine gider. Otçulların vücut kütlesindeki enerjinin büyük
kısmı etçiller (karnivor) tarafından alınır. Bir kısmı da yine
ayrıştırıcılara gider. Etçiller tarafından alınan enerjinin
neredeyse tümü bakım için kullanılır. Bitki enerjisinin büyük
kısmını alan ayrıştırıcılar, bunun yarıdan fazlasını bakım için
kullanır. Geri kalansa, toprak organik maddesinde depolanır ya da
ayrıştırıcılarla beslenen organizmalar tarafından alınır. Sonuç
olarak, bitkiler tarafından yakalanan enerjinin tümü dönüştürülür ve
bir kısmı ısı olarak kaybedilir. Yani, ekosistemde enerji akışı tek
yönlüdür. Bu nedenle, sistemin yaşamayı sürdürebilmesi için,
üreticilerin güneş enerjisini tutma işlemini sürekli yapmaları
gerekir.Üreticiler tarafından alınan güneş enerjisinin fotosentez
ürünlerine dönüştürülmesine toplam birincil üretim denir. Bunun bir
kısmı solunumda kullanıldıktan sonra, kalanı yeni dokular yapmak
için kullanılır. Buna da, net birincil üretim denir.
Ekosistemlerdeki birincil üretim güneş ışığı, besin ve su eldesine
bağlı. Tropik yağmur ormanları, yağmur ve güneş ışığı bolluğu
nedeniyle yüksek verimliliğe sahiptir. Haliçler (Estuaries) ve
bataklıklar, ırmaklar ve akarsulardan gelen yüksek besin miktarı
nedeniyle yüksek verimliliğe sahiptir.Bir ekosistemdeki enerji
akışını göstermenin bir yolu, enerji piramidi inşa etmek. Bir
enerji piramidi, üreticilerin yer aldığı en alt trofik düzeyden en
üst etçil seviyesine kadar tüm besin seviyelerinin içerdiği enerji
miktarını gösterir. Her seviyedeki enerji miktarı, hacim olarak
gösterilir. Genel kural şudur: bir seviyedeki enerjinin yalnızca
%10’u bir üstteki seviyeye geçer. Geri kalan solunum sırasında ısı
olarak kaybedilir. Sonuç olarak, biyokütle miktarı ve desteklenen
birey sayısı piramitte yukarılara doğru çıktıkça azalır. Bu nedenle,
otçulların sayı ve biyokütlesi etçillerden daha fazladır. Bunu insan
nüfusunun beslenmesine göre uyarladığımızda karşımıza şu sonuç
çıkar: Var olan otlar doğrudan insan tarafından yenirse, aynı
miktarda otla beslenen ineklerin besleyeceği insan sayısından 10 kat
daha fazla insan beslenebilir. Çoğu ekosistemde, üreticiler
tarafından yakalanan ve dokulara dönüştürülen enerjinin önemli bir
kısmı otçullara ve daha yüksekteki beslenme düzeyleri tarafından
değil, ayrıştırıcılar ve detrivorlar tarafından alınır. Numaralar
üreticiler tarafından yakalanan enerjinin her beslenme düzeyine
geçen oranını veriyor.

Besin
Döngüleri
Enerjinin yanı sıra, tüm organizmalar suya ve çeşitli
besinlere gereksinim duyar. Bu besinler arasında en önemlileri
karbon, nitrojen, oksiyen ve fosfordur. Enerjinin tersine, besinler
ekosistemlerde biojeokimyasal döngüler içinde sürekli
kullanılabilirler. Herbir element için döngü, besinin bulunduğu bir
depo, bir değişim havuzu ve besinlerin geçtiği organizmaları içeren
bir biyotik topluluk içerir. Ancak, insan etkinlikleri bu besin
döngülerini değiştirir.
Karbon Döngüsü
Tüm canlılar, karbon içerikli bileşikler olan organik
moleküllerden oluşur. Yani, karbon döngüsü oldukça önemlidir.
Karbonun değişim havuzu atmosferdir. Atmosferde karbon karbon
dioksit formunda bulunur. Karbon, biyotik topluluğa fotosentez
yoluyla girer. Fotosentez işleminde, CO2 havadan alınır
ve karbonhidrat yapmak için kullanılır. Diyagramdaki kutular içinde
yazılı sayılar, belirli depolarda bulunan karbon miktarını
gösteriyor. Oklarla gösterilen sayılar da, depolar arasındaki geçiş
miktarlarını gösteriyor. Karbonun hareket ettiği başlıca 3 depo
bulunur: atmosfer, biyota denilen karasal organizmalar ve okyanus.
Atmosfer, karbon döngüsünde en önemli rolü oynar. Burada karbon,
karbon dioksit formunda bulunur. Atmosferdeki karbon dioksit karasal
besin zincirine fotosentez yoluyla bitkiler aracılığıyla girer.
Bitkiler tarafından alınan karbonun bir kısmı solunum yoluyla
yeniden atmosfere geri döner. Kalan karbon, bitki dokularının
yapımında kullanılır. Daha sonra otçulların bitkileri yemesiyle
besin zincirinde ilerler ya da bir kısmı bitkinin ölmesiyle
ayrıştırıcılara geçer. Hayvanlar ve ayrıştırıcılar karbonu solunum
yoluyla tekrar karbon dioksit olarak atmosfere salar. Kalan kısım
da, ayrışarak toprağın bir parçası olur. Uzun bir zaman sonra,
bunların bir kısmı sıkışarak petrol ve kömür gibi fosil yakıta
dönüşür. Okyanuslar, atmosferdeki karbon dioksit seviyesinin
belirlenmesinde önemli bir rol oynarlar.

Karbon içeren gazlar difüzyon yoluyla okyanus yüzeyi ve
atmosfer arasında hareket eder. Su bitkilerinin de fotosentez için
sudaki karbon dioksiti kullanmaları gerekir. Okyanus bitkileri de
karbonu tıpkı karasal bitkiler gibi depolar. Okyanus hayvanları bu
bitkileri yiyerek karbonu depolarlar. Daha sonra, solunum yoluyla
karbon dioksiti yeniden suya bırakırlar. Okyanus bitkileri ve
hayvanları öldüklerinde suda çürürler (ayrışırlar). Çürüyen bitki ve
hayvanlar okyanusun dibine çökerek orada çözünür ya da okyanus
dibine yerleşerek tortunun içine gömülürler. Bazı deniz canlıları da
karbon gazını okyanus suyundan alır ve kabuklarını yapmak için
kullanırlar. Bu canlılar öldüğünde karbon dolu kabukları çözünür ya
da okyanus dibine yerleşir. Her ne kadar kayaların oluşumu ve
aşınımı uzun bir zaman alsa da, bu süreç de karbonu sudan
uzaklaştırır. Son olarak, okyanus dibinden yüzeye hareket eden su da
karbonu taşır. Okyanustaki karbonun bir kısmı da okyanus yüzeyinden
atmosfere hareket eder. Karbon, bitkilerin soluması yoluyla yeniden
atmosfere geçebilir ya da otçullar tarafından bitkilerin yenmesiyle
bir üst beslenme düzeyine geçebilir. Her düzeyde karbonun büyük bir
kısmı solunum yoluyla tekrar CO2 olarak atmosfere geri
döner. Okyanuslar da, bikarbonat formunda büyük miktarda karbon
tutar. Fosil yakıtların yakılması, atmosferdeki karbon dioksit
miktarını yüksek oranda artırır. Son 40 yıl içinde atmosferdeki CO2’nin
%30 oranında arttığı biliniyor.
İnsan Müdahalesi
Fosil yakıtlar olarak bilinen kömür, petrol ve doğal gaz,
endüstrileşmiş tüm ulusların enerji gereksinimini karşılar. Bu
nedenle de, Dünya ekonomisi karbon üzerine kuruludur. Bu yakıtların
yanma yan ürünü de karbon dioksitdir (CO2). Yani,
insanlar doğal süreçle karbon salımından daha hızlı atmosfere karbon
dioksit ekliyorlar. Atmosferdeki fazla karbonun büyük bir kısmı
ağaçlarda depolanır. Çeşitli nedenlerle orman alanlarının yakılarak
yok edilmesiyle depolanan tüm karbon dioksit atmosfere verilir. Bu
alanların kesilerek açılmasıyla da, karbonun en önemi depo alanı
ortadan kaldırılmış olur. Bu işlemler, karbonun depolarından
atmosfere geçmesine neden olur. Peki atmosferde karbon dioksit
fazlası olursa ne olur? Karbon dioksit, yüzyılın en büyük tehlikesi
olarak kabul edilen küresel ısınmanın başrol oyuncularından biri.
Küresel Isınma
Atmosferdeki karbon dioksit, sera etkisi adı verilen bir
yolla güneş ısısını tutarak yeryüzünün ısınmasında önemli bir rol
oynar. Sera etkisi, doğal bir ısınma sürecidir. Karbon dioksit ve
belirli bazı gazlar atmosferde sürekli bulunurlar. Bu gazlar, tıpkı
seralarda olduğu gibi Dünya’nın gerekli sıcaklığının korunmasını
sağlarlar. Ancak, insan etkisiyle atmosfere daha yoğun olarak
salınan bu gazlar, Dünya yüzeyinin istenilenden daha fazla
ısınmasına yol açar. Bu gazlar içinde en önemlileri, karbon dioksit
(CO2) ve su buharı (H2O). Bunları, metan (CH4),
nitrous oksit (N2O) ve pek çok endüstriyel işlemde
kullanılan kloroflorokarbonlar (CFCs) izler.
Su Döngüsü
En önemli yaşam kaynağı sudur. Tüm canlıların %75’i sudan
oluşur. Denizler, karalar ve hava arasındaki su alışverişi,
yeryüzünde yaşamın var olmasını sağlayan koşulları sürekli kılar.
Okyanus akıntıları ve rüzgar desenleri, su döngüsünde rol oynar.

Dünya Su Stoğu
Su, Dünya'nın doğal kaynaklarından biridir. Dünya’daki toplam
su miktarı sınırlıdır. Bu kaynağın büyük bir kısmı, okyanuslardaki
tuzlu sudur. Ancak, tuzlu suyu tatlı suya çevirmek çok pahalı bir
işlem olduğundan, kullandığımız su genellikle tatlı sudur. Dünya su
kaynağının yalnızca %3'ü tatlı sudur. Bunun da üçte ikisi donmuş
halde bulunur. Kalan %1'lik kısım yüzey suları ya da yeraltı
sularıdır. Yeraltı suları, kullanılabilir su kaynağının üçte ikisini
kaplar. Yüzey suları, bildiğimiz ırmaklar, akarsular, göller ve
dereleri kapsar. Yeraltı suları, toprak içindeki boşlukları ya da
kayaların arasındaki boşlukları dolduran sulardır.
Azot Döngüsü
Yaşamın başlangıcından beri, atmosfer ve okyanuslar azot
içerir. Azot canlılar için önemli bir maddedir. Çünkü, proteinlerin
ve DNA’nın önemli bir bileşenidir. Gaz halindeki azot (N2),
atmosferin %80'ini oluşturur. Üçlü kovalent bağı, bu iki azot
atomunu sıkıca bir arada tutar (N?N). Ancak, azot gaz formuyla
bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılamaz. Yanardağ hareketleri
ve şimşek gibi elektrik deşarjları, küçük bir miktar azotun besin
döngüsüne girmesini sağlayabilir. Ancak, gerekli miktarın elde
edilebilmesi için toprak organizmaları tarafından bitkilerin
kullanabileceği bir forma dönüştürülmeleri gerekir. Karasal
ekosistemlerde, toprakta ya da bazı bitki gruplarının köklerindeki
yumrularda nitrojen bağlayan bakteriler yaşar. Bu bakteriler, azot
gazını amonyağa dönüştürür. Yumrulardaki bakteriler, besinlerini
bitkiden sağlarken, bunun karşılığında bitkilere gereksinim
duydukları azotu sağlar. Fazla amonyak, toprağa salınır ve burada
nitrifikasyon bakterileri tarafından önce nitrite, sonra da nitrata
dönüştürülür. Nitrat bitkiler tarafından emilir ve protein gibi
önemli moleküllerin üretiminde kullanılır. Böylece azot, besin
zincirine girer. Azot, bitkiler ve hayvanlar atık ürettiklerinde ya
da öldüklerinde, ayrışma işlemiyle amonyak formunda tekrar toprağa
döner. Toprakta bulunan denitrifikasyon bakterileri de nitrit ya da
nitratı tekrar azot gazına dönüştürür. Böylece azot tekrar atmosfere
karışır. Bakteriler azot bağlama işlemi için nitrojenaz enzimi
kullanırlar. Bu enzim, iki proteinden oluşur. Bu proteinler iki atom
arasındaki bağları kırmak ve 1 molekül N2'den 2 molekül
amonyak elde etmek için 1-2 saniyede 8 kez ayrılıp
birleşirler.Terleme (transpirasyon): Su, bitkilerin kökleri
tarafından emilir ve buradan yapraklara taşınır. Yaprakların
yüzeyinde küçük delikler bulunur. Bu delikler sayesinde karbon
dioksit emer, oksijen salarlar. Su buharı da buharlaşma yoluyla bu
deliklerden salınır. Bu işleme terleme denir. Kentsel Alanlar:
Yerleşim alanlarında su döngüsünde önemli kayıplar yaşanır. Bunun
başlıca nedenleri, baraj yapımı ve bitki örtüsü kaybı olarak
sıralanır. Atmosfer: Hava, Dünya’daki suyun %0.001’ini tutar. Su,
burada ortalama 9 gün geçirir ve sonra tekrar karaya döner.
Atmosferdeki başlıca gazlar, azot (%78) ve oksijendir (%21). Diğer
gazlar, geri kalan %1’i oluşturur. Havadaki miktarı her an
değişebilen tek gaz su buharıdır. Havada %0-4 oranında su buharı
bulunabilir. Havadaki su buharı, havanın nemliliğini belirler.
Güneşin Rolü: Güneş, buharlaşmanın olması için gerekli ısı
enerjisini sağlar. Aynı zamanda, Dünya yüzeyinde kararsız ısınmalar
rüzgara neden olur. Yere yakın olan olan hava (su buharı taşıyan),
güneş tarafından ısıtılır. Isınan hava yükselir ve sonra da soğumaya
başlar. Soğuk hava, sıcak havadan daha ağırdır. Bu nedenle, soğuyan
hava yeniden yere iner. Sıcak ve soğuk havanın bu hareketine
“konveksiyon akım” (convection current) denir.
Fosfor Döngüsü
Yaşam için gerekli önemli minerallerden biri fosfordur.
Fosforun asıl kaynağı kayaçlardır. Fosfor kayaların yapısında fosfat
olarak bulunur. Kayaların aşınması ve erozyon gibi süreçlerle fosfat
ırmaklara ve akarsulara karışır ve buradan okyanuslara taşınır.
Burada, diğer minerallerle birlikte depolanır. Milyonlarca yıl
burada bekler. Kabuk çarpışmaları sırasında deniz tabanının bir
kısmı yüzeye çıkar ve karasal yapı oluşturur. Kayaların yeniden
aşınmaya başlamasıyla da tekrar döngüye katılır. Oldukça yavaş
ilerleyen bu döngüde, karadan okyanuslara daha hızlı bir geçiş
yaşanır. Fosforun yeniden karaya dönüşü, yüzbinlerce yıl alır.
Fosforun ekosistemlerdeki döngüsü daha hızlı ilerler. Tüm canlılar
az miktarda fosfora gereksinim duyar. Fosfor, ATP, NADPH,
fosfolipitler, nükleik aistler ve diğer organik bileşiklerin başlıca
bileşenidir. Bitkiler, fosforun çözünüp iyonlaşmış formunu
kullanırlar. Bunu öyle hızlı yaparlar ki, topraktaki fosfor miktarı
birden bire olması gerekenin oldukça altına düşebilir. Otçul
hayvanlar için fosforun tek kaynağı bitkilerdir. Etçil hayvanlar da,
otçul hayvanları yiyerek fosfor gereksinimlerini karşılarlar.
Hayvanlar, fosforun bir kısmını dışkı ve idrar yoluyla atarlar. Ölü
canlıların çürümesiyle de bir kısım fosfor toprağa taşınır. Toprağa
karışan fosfor, buradan yine bitkiler tarafından alınarak döngüye
katılır.Fosfor, özellikle sucul ekosistemde çoğunlukla bitki
büyümesinde sınırlayıcı besindir. Fosforun ana kaynağı kayaçlar
olmasına karşın, ticari gübrelerle döngüye daha fazla fosfor
katılır. Fosforun döngüde fazla miktarda bulunması çevresel
sorunlara yol açar. Örneğin, tarım alanlarında gübre olarak
kullanılan fazla fosfor sığ göllere taşındığında, bu besin
fotosentetik bakteri ve alglerin sayılarının birden bire patlamasına
neden olur. Bu durum, su yüzeyinin kaplanmasına ve güneş ışığının
sualtındaki bitkilere ulaşmasına engel olur. Bu bitkiler ve
yüzeydeki bakteri ve algler öldüğünde diğer bakteriler tarafından
tüketilir. Bu bakteriler beslenme sırasında sudaki çözünmüş oksijeni
kullanırlar. Göldeki oksijen miktarının düşmesiyle de, balıklar
ölür. Göllerdeki bu kirlenmeye ötrofikasyon denir.
Ekosistem
Modelleme
Bir ekosistemin, yalnızca bir parçasına verilen zarar,
ilgisiz gibi görünen bir başka parçasını da beklenmedik şekilde
etkileyebilir. Bu nedenle, olabilecek etkilerin tahmini için çeşitli
yöntemler kullanılır. Bunlardan biri, bilgisayar programlarıyla
hazırlanan ekosistem modellemeleridir. Bu yöntemde, araştırmacılar
farklı ekosistem bileşenleri hakkında önemli bilgilere
ulaşabilirler. Tüm bilgiler birleştirilir ve elde edilen sonuçlar
bir sonraki zararın çıktılarını tahmin etmekte kullanılır. Örneğin,
bir bölgedeki besin ağı, her bir populasyonun ne kadar tüketildiğini
gösteren eşitlik dizilerine dönüştürülür. Böylece, aşırı tüketilen
bir türün ya da sayıları çok artan türlerin etkilerinin ne olacağı
tahmin edilebilir. Bilgisayar modellemeleri, özellikle alanda
deneyler yapmak zor ve maliyetli olacağından büyük ve karmaşık
ekosistemlerde kullanılır. Ancak, bu modellemelerin güvenilir
sonuçlar vermesi için, ekosistemdeki tüm anahtar ilişkilerin doğru
şekilde anlaşılması gerekir. Eğer, modellemede eksikler varsa, çıkan
sonuçlar yanıltıcı olabilir.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Ağustos-2005
Banu Binbaşaran Tüysüzoğlu'na teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|